İçimdeki çocuğun saçları ağardı, bizi kurtar bu erken yaşlanmak sancısından.
Beni kendine tabii tut, yalnızca senden sorumlu olayım.
Kirpiklerimdeki ceset parçalarını temizle gülümseyişinle.
Gülümse.
Bana rağmen gülümse, dünyaya rağmen gülümse, çirkinligime rağmen gülümse.
Yani, beni anla diyorum işte.
Yorgunum, anla, mecalim yok başka türlüsünü anlatmaya.
Düştüğüm kuyuları toprakla doldur.
Bırak üzerimde çiçekler yetişsin.
Zira, duvarlarına tırnak izlerimle adını kazdığım kuyuların hepsi, kasvetiyle bir mezar sayılır.
İsteksizliğimi, yorgunluğumu, çekingenliğimi mazur gör.
Şimdiye kadar belki üç kez ölmem gerekiyordu.
Ölemiyorum.
Beni anla.
Beni diğerlerinden ayır.
Onlardan iyi olduğum için değil, yalnızca bunu istediğin için.
Ayır beni onlardan.
Gidelim.
Nereye, ne zaman, ne kadar, nasıl gittiğimizi bilmeden gidelim.
Gitmek eyleminin kendisi olalım hatta.
Felaketlerimi, içimdeki gömülmeyi bekleyen cesetleri gözlerimde saklıyorum.
Kaçmaktan başka çarem yok.
Beni anla.
Yorgunum birine kendimi anlatmaya.
Birini tanımaya.
Yorgunum.
Yaşamaya ve hatta ölmeye yorgunum.
Dedim ya şimdiye dek belki üç kez ölmüş olmam gerekirdi.
Sana şiir yazmak kolay.