"Dünyada iki tür mutluluk vardır: Biri vücudun zevkleri sayesinde, diğeri de ruhun sonsuza değin huzura kavuşmasıyla ulaşılan mutluluktur." Ama bu mutluluk öğretisinden, ruhsal olan şeyin güzel ile ilişkisinin kesinlikle güzel ile çirkin arasındaki karşıtlık ilişkisi gibi olmadığı ve onunla ancak sınırlı derecede bir ve aynı olabileceği ortaya çıkmaktadır. Ruhsal olan şey çirkin olanla aynı anlama gelmez ya da böyle olması gerekmez; çünkü ruh, güzel olanı tanımakla ve ona karşı sevgi duymakla güzellik kazanır. Bu sevgi, kendisini ruhsal güzellik olarak açıklamakla birlikte kesinlikle yabancı ve umutsuz bir sevgi değildir; çünkü farklı olanın çekim yasasına göre, güzel olan da ruhsal olanı kendisine çeker, ona hayranlık duyar ve karşı tarafın ilgisine karşılık verir. Bu dünya, ruhun ruhsal olandan, güzelliğin de güzel olandan hoşlanacağı düşünülerek kurulmamıştır. Aksine bu ikisi arasındaki karşıtlık, ruh ve güzelliğin birleşmesinin dünyanın amacı olduğunu belirgin bir biçimde göstermektedir, yani mükemmeliyeti, dolayısıyla da artık parçalanmamış bir mutluluğu göstermektedir.
Bir cennet düşü - bu düşte birbirinden çok farklı olan yasal ve yasak olan şeylerin birlik içinde olmaları, güzel olan şeyin yasaklanmasının, izin verilen şeyin düşünsel güzelliğini taçlandırması, izin verilen şeyin bir de yasak olanın çekiciliğini kazanması, ancak böyle bir düşte mümkün olabilir. Yoksa yoksunluk içinde yaşayan insan, cenneti gözlerinde nasıl canlandırabilirdi?
İsteklerimiz sınırsızdır, bunları karşılama olanaklarıysa son derece sınırlı. İnsanın "keşke olsaydı" biçimindeki isteği, sonunda "olmaz ki" yanıtına ve yaşamın "bu kadarına razı ol" diyen kuru öğüdüne çarpar. Yaşam bize bir şeyler sunar, ama pek çok şeyi de esirger. Bugün bizden esirgenen şeyin, yarın bize sunulacak olması, genellikle bir düş olarak kalır.