Yolda şaşıran ile yolunu şaşıran aynı değildir. İlki yanılmış, ikincisi sapmıştır.
Sakince
Sen ben ikinci sevdiğimsin. Birincisini sevdiğim gibi seni sevmem mümkün değil. İlki doğurdu, sen öldürme...
Müzik
Reklam
Sizi iki defadan fazla üzen birine inanmayın. İlki uyarıydı ikincisi dersti. Daha fazlası saygısızlıktır.
Bazı Anatomi Çizimleri
Hangisini kardeşimin hangisini benim çizdiğimi söylememe gerek var mı bilmiyorum ama ilki benim ikincisi de erkek kardeşime ait. Merak etmeyin, böyle şeyler çizdiği için alacağı her türlü lince hazır olduğunu söyledi, keza ben de evde gereken müdahaleyi yaptım. Neyse kimin daha iyi olduğu kararını (ki benimki fazlasıyla basit ve özentisiz bir çizim) size bırakıyorum. Hepinize iyi geceler.
Duygu ve Düşünce
Riya, Takva Gösterisi ve Dinin Araçsallaştırılması
İnsanın kendi vicdanını, etrafını çevreleyen dini formlarla uyutması; namazın, orucun, haccın getirdiği iç huzuru, gerçekte taşıdığı kul haklarının ağırlığını bastırmak için kullanması. Klasik tasavvuf geleneğinin “riya” başlığı altında en sert biçimde uyardığı durum budur. Muhâsibî’den Gazzâlî’ye, Mevlânâ’dan Bediüzzaman’a kadar uzanan bu damar, dindarın asıl tehlikesinin ihlassızlık olduğunu söyler; çünkü ihlassız kimse, dindarlık formunun arkasına gizlenerek hem kendini hem başkalarını aldatır. Klasik geleneğin “talbîs” olarak tanıdığı bu mekanizma, İbnü’l-Cevzî’nin Telbîsü İblîs’inde baştan sona haritalanır. Asıl mesele, dindarı kendi dindarlığı üzerinden aldatmak ve vicdanını ibadetlerinin gölgesinde uyutmaktır. Mekanizmanın üç katmanı vardır. İlki, sürekli iç teyit mekanizmasıdır. Beş vakit namaz, oruç, hac, sadaka kişiye gün içinde defalarca “Ben Allah’ın iyi kuluyum.” hissini tazeler; bu his, dışarıdaki haksız eylemin tartısı için zihinde bir karşı ağırlık olarak iş görür. Sabah namazını eda eden hâkim, öğleden sonra mesnetsiz tutuklama kararı imzaladığında, sabahki ibadetin getirdiği “kabul gören kul” duygusu, öğleden sonraki imzanın ahlaki yükünü taşımak için zihinde bir denkleştirici olarak işlemeye başlar. İkincisi parçalanmadır. Kişi kendini iki ayrı kişiliğe böler; ahlaki kimliğin taşıyıcısı olan dini kişilik ve sorumluluğu mevzuata, üst mercie ya da konjonktüre devreden mesleki kişilik. “Ben sadece görevimi yaptım.” cümlesinin altında yatan psikoloji budur. Klasik fıkıh, hâkimi tek bir bütün şahsiyet olarak kurguladığı için bu ayrılmayı baştan reddetmiştir. Üçüncüsü te’vildir. “Bu adam zaten zararlıdır”, “olağanüstü zamanda zorunludur”, “dış güçlerin adamıdır”, “devlet böyle istiyor”, “ben yapmasam başkası yapacak, daha kötüsü olur” gibi küçük dilsel
Alıntı
Bir ilim yolcusunun öğrenmeyi hedeflediği şey âli yani uhrevi ilimlerdir. Tabiki bu amaca ulaşmak için de o ilimlere ulaşacak alet ilimler yani yardımcı ilimler de gerekmektedir. Bu alet ilimlerinin başında Arapça dili, grameri (sarf ve nahiv) ve belagatı gelir. Arapça ilmini öğrenmeye başlanırken kitaplarda genel olarak sabit bir fiil verilir. نصر (nasara) fiili. Hemen hemen her konu bu fiil üzerinden anlatılabilir. Peki bunun hikmeti nedir? Bu نصر fiili yardım etmek ve zafer manalarına gelir. (Nasr suresinde olduğu gibi) Bu ilme de başlarken Allah'ın yardım ve inayeti ile yine O'nunla zafere ulaşmak amaçlanır. Ek olarak kelime de kendi içerisinde incelenir. نصر fiili 3 harften oluşmaktadır: Bunların ilki ن (nun) harfidir. Bu نية niyet kelimesini temsil etmektedir. İkincisi ص (sad) harfidir. Bu da صبر sabrı temsil etmektedir. Üçüncüsü ise ر (ra) harfidir. Bu da رحمة rahmeti temsil etmektedir. Netice olarak Allah'ın yardımıyla (yani bu fiil ile) zaferi için çıktığımız bu yolda sağlam ve salih bir "niyet" alıp, hakkıyla "sabrederse" bi-iznİllah "rahmetine" ulaşacaktır. Ne demişler نصر زيد عمرا (nasara zeydün amran) yani seven sevdiğiyle güzelleşir... (!) Amenna 😏🌀
Din
Reklam
Reklam