Zweig, Satranç kitabında Nazizm'in uygulamış olduğu baskı ve insanî değerlerin yok olduğu yeryüzünde bir kurtuluş yolu bile bulamayan bireyin yitişini anlatıyor okurlarına. Bireyin kendine meydan okuması, umudun yok olmasıyla ortaya çıkan çaresizlik: ekmek parçalarından satranç taşları, çarşaftan satranç tahtası...
İnsan her ne kadar yaşamın anlamını anlamaya çalışsa da bunun geçici olduğu düşüncesi onu bir an bile yalnız bırakmaz. Ve asıl kötü olan ise daha yok olmamışken bu hiçlik duygusunu yaşamasıdır. Çünkü sonsuz bir boşlukta yok olup gittiğini hissetmek insanı yıpratır, yorar. Fakat her şeye rağmen bu hiçliğe karşı yaptığımız savaşta galip gelmek daha da önemli.
Zweig'i bu kadar başarılı kılan şey ise benim için karakterlerinin iç dünyalarını oldukça başarılı bir şekilde aktarmasıdır. Bu kitapta da ruhsal çözümlemeleri çok etkileyiciydi. Bütün bunlara rağmen ünlü psikanaliz biliminin kurucusu Freud ile olan yakın arkadaşlığına rağmen kendi ruhunu tedavi edememesi de ayrı bir konu. :)