''1990 büyük dönüşümün ardından ilk göze çarpan, ''uzun 20. yüzyıl''a damgasını vuran ve dünya düzenini kuran ulus-devletlerin zayıflaması ve bu zayıflamaya paralel olarak yeni ulus-devletlerin, başlangıçta kendilerini içinde tanımladıkları ''ulus''u şimdi tarif ederken daha esnek, daha çoğul ve bu tanımın dışında kalan antitelere de hayat hakkı tanıyan yeni bir konuma sürüklenişini görüyoruz.
***
20. yy'da etnik savaşlar vardı ve bu savaşların iki veçhesi göze çarpıyordu: Ya hâlâ direnen sömürgecilere karşı bağımsızlık savaşı olarak ya da sert ulus devletler içinde dışlanmış ya da tanınma isteyen farklı antitelerin başkaldırısı olarak.
*
Lâkin bu hareketler her iki durumda da ideolojik olarak soldan, uluslararası düzeyde de Sovyet Bloku'ndan veya Çin'den destek görerek ayakta kalabiliyorlardı. Dolayısıyla kendilerini ''sol'' içindde tanımlamışlardı ve sol açısından ''milliyetçilik'' gibi kirlenmiş bir kavrama uzak durmayı tercih ediyor; kendilerini ''ulusal bağımsızlık hareketi'' veya bir ''halk hareketi'' olarak tanımlıyorlardı. Sovyetlerin dağılması, ulusal ve etnik hareketleri bu açıdan ''rahatlattı'' ve aslına rücu etmelerini kolaylaştırdı. Artık kendilerini sol içinden tanımlamak zorunda değillerdi. Öte yandan artık uluslararası alanda yeni istinat noktaları aramak ve yoksa yaratmak peşindeydiler.''
BİRİKİM 398/399, YENİ MİLLİYETÇİLİK, SUAVİ AYDIN