Hamile bir kedi akşamüstü sıcaklığına uzandı yeşil parkelerin üzerine Herbişi dükkanında. Memeleri henüz yeni tomurcuklanmıştı; uzandı okşadı gebe karnını; bir hareketlenme belki yaşamı belirtecek bir tekme duyumsamayı bekliyordu. umduğu gibi olmadı, bir an bir şeyler hisseder gibi olduysa iyiden iyiye kulak kabarttığı için duyduğu kanısına vardı.
bu yaşam gerçek miydi?
Şuan buradaki insanların meşgalesiz yaşamı gerçek miydi? Ya tüm farklı yaşamlar birden fazla kez bir yanılsamaysa diye düşündü. bu düşüncenin dehşetine kapılmadan uzaklaştı, kediye geri dönmeliydi. Kedileri seviyordu, kediler ona bu yaşamın işte bu kadar uğraşsız, bu denli alelâde olabileceği fikrini vermişti, ‘’Ne güzel şeydir kim bilir bir kedi kadar duru olabilmek.. bıyıklarının farkında mıydı, cüssesinin, belki de gereksiz göbeğinin. bilemezdi çünkü düşünmemişti’’ diye geçirdi aklından.
Kendi hayatına odaklandı, odaklanmak dediği bir düşünce bulutunda hiçbir şeye birebir odaklanamadan anı yitirmekti. Oldukça severdi bunu: Anı yitirmeyi, kaçırmayı bir daha da asla yakalayamamayı. ‘’Yazık’’ ve ‘’Ah’’ kelimelerini de pek severdi. Bir şeye hayıflanmak onun için bir var olma mücadelesiydi. Ne zırvaladığını düşündü. Düşünce, bir acı çekme aracı olarak, kendi kendinden arındırdığı günahları mıydı? Düşünmek onu diğerlerinden ayırdığı bir safha; düşünmek, onun her ne eksikliği olursa olsun diğerlerinden üstün olduğundan emin olduğu içten içe güldüğü bir anime sahnesiydi. Bu yüzden ondan vazgeçemez; anı yitirmekten de pek geri kalamazdı. Anı yitirmekten de diğerlerinden eksik olmamayı da aynı anda yaşamak nasıl bir sıkışıklıktı? Bir türlü sevemediği ortak noktalardı elbette bir de anı yitirmesine engel olan durumlardan biri. Anı yitirirdi çünkü an, bazılarıyla ait olmak istediği bir noktada aynı akışa sahip