arşiv

arşiv
@ilmik
Büyüteç.
Editör-Redaktör
silsile
529 okur puanı
Eylül 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Bütün âlem O'nun kabzası içindedir ve Allah'ın eli herkesin üzerindedir.
Sayfa 69 - el-Aziz, el-Cebbâr, el-Kahhâr
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Nim
Hiçbir şey beklemez olmuşum nicedir, oysa bir pencere önünde bekleyişi severdim.
Nerede kullanılacağı ihtilaflı virgül gibi bir gün.
Fakr, fikr, hürr
Öte yandan buradan ortaya çıkan en önemli kavramlardan birisi istiğnadır. Müslümanlar zenginlik ve fakirlik meselesini ahlâkî bir mesele olarak tartışırken istiğna ve hürriyet ilişkisini kurmuşlardır. Bazı ahlâkçılar insan için elzem olan şeyin fakirlik, bir kısmı ise fakirlikten uzaklaşarak zenginlik olduğunu düşünmüştür. Doğru görüş ise iki düşüncenin uzlaştırıldığı yorumdur ki ister fakirlik ister zenginlik üstün sayılsın her ikisinin de aynı noktaya ulaştığı savunulur. İnsanın en üstün hali fakirlik, yani Allah'a muhtaç olduğunu bilmesidir. Bütün hazineler O'nundur. Bazılarına göre ise insanın en üstün hali zenginlik, yani Allah'a muhtaç olduğunu bilmekle başka hiçbir şeye muhtaç olmama haline ulaşmasıdır. Bu hale istiğna denir ve hürriyet ile özdeş kabul edilir. İslâm'da insan özgürlüğü yüceltilmiş bir erdemdir ve hürriyet, "Allah'a bağlanmakla hiçbir şeye muhtaç olmamak hali" diye tarif edilmiştir. Bu durumda Hakk'ın el-Ganî olması, hiçbir şeye muhtaç olmamasını ve tamlığını anlatırken insanların zenginliği de kanaati ifade eder. Hz. Peygamber "Fakirliğim iftiharımdır." derken bunu kasteder.
Sayfa 65 - 66. el-Ganî, el-Müstağni
Rıza, terk, istiğna
Nitekim İslâm'da ibadetin Allah için yapılması üzerinde ısrarla durulur. Bununla birlikte ibadette Allah için olan kısmın sadece niyet olduğu beyan edilir. Bu durumda ibadetin herhangi bir şekilde Allah'a ulaşması veya ona bir fayda vermesi söz konusu değildir. Allah el-Ganî'dir ve kuldan bir şey iktisap etmesi düşünülemez. Bu durumda kulun "Benim ibadetim ne işe yarıyor?" sorusuyla kendisini muhasebe etmesi ihlasa ulaşmanın en önemli merhalesi haline gelir. Çünkü ihlasın önündeki en büyük engellerden birisi, kişinin kendi yaptığı ibadeti değerli görmesidir. el-Ganî ismi ise bu ibadetin Allah için bir şey ifade etmeyeceğini veya O'na bir fayda sağlamayacağını söyler. O zaman kişi bu ibadeti niçin yapmıştır? Feridüddin Attâr ünlü eseri Mantıku't-tayr'da bu önemli meseleyi ele alır: Allah'ı aramak üzere yola çıkan kuşlar (insan ruhları) belirli vadilerden geçerken istiğna vadisine, yani el-Ganî ismini tanıma merhalesine ulaşırlar. Burada başından beri yaptıkları yolculuğun ve verdikleri mücadelenin hiçbir değerinin olmadığını görünce kuşların büyük bir kısmı yolculuktan vazgeçer. Attâr bu hikâyeyle şunu demek ister: İstiğna vadisinden geçemeyen herkesin ibadeti şaibelidir! Allah için yapılan ibadete mutlaka nefsin arzuları karışmıştır. Attâr'ın "istiğna vadisi" üzerinden dile getirdikleri, sûfîler ve İslâm ahlâkçılarında terk ve fena erdeminin en önemli sebeplerini teşkil eder. Terk, yani yapılan ibadetin değersiz görülmesi ve onun başa kakmaya veya kibirlenmeye yol açması yerine unutulmasıdır. Konevî "el-Ganî, zenginliğiyle âlemden müstağni demektir, çünkü o itaat edenlerin itaatine muhtaç değildir."³⁰ derken bu büyük meseleye dikkatimizi çeker. ³⁰ Sadreddin Konevî, Esmâ-i Hüsnâ Şerhi, s. 234.
Sayfa 64 - el-Ganî, el-Müstağni