Bugünün rüzgârında yıkanan mazi gülü
Dağılır yaprak yaprak hayalindeki suya
Bir başka gözle bakarsın ömür denen uykuya...
Belki en hülyalısı duyduğun masalların
O şafak saltanatı korularda dalların,
Her ufku tek başına bekleyen eski çamlar
Bir sır gibi ömründen sızdırılmış akşamlar,
Bir şerhe göre Tanpınar, ebedî bir mısra bırakabilmeye iştiyak duyuyormuş. Diğer tarafta ise şiirde ısrarcı olmasına rağmen nesir için doğduğu fikri dolaşıyormuş. Belki ona sorsanız derdi de çaresi de yazmak olduğundan rüya, hayal ve renk ikliminde kelimeleri ağırlıyormuş. Oradan zamana, mekâna ve bir lahzaya sığıyormuş. Durulmuyor, aydınlığa ve gümüş şakırtıya kanıyormuş. Sezmiyor ama uykunun soluğunda hâlini heceliyormuş. Kurumuyor da solgun ve kırılgan harfleri ışıtıyormuş. Nihayet ölüyor, o tılsımlı ebediyette, beyaz bahçelerdeki su seslerini sayıklıyormuş.
"Yumuşaklığın (kolaylığın) olduğu her şey güzelleşir. Yumuşaklığın olmadığı her şey çirkinleşir."
“Yumuşak davranamayan kimse, bütün hayırlardan mahrum kalmış sayılır.”
“Kime yumuşaklıktan bir nasip verilmişse ona hayırdan da bir nasip verilmiştir. Kendisine yumuşaklıktan bir nasip verilmeyen kimseye de hayırdan bir hisse verilmemiş demektir.”