Yaşamımın, öyküdeki yeşil incir ağacı gibi önümde dallanıp budaklandığını görüyordum. Her dalın ucunda tombul, mor bir incir gibi eşsiz bir gelecek beni çağırıyor, göz kırpıyordu. İncirlerden biri, bir eş, mutlu bir yuva ve çocuklardı. Bir başkası, ünlü bir ozan, öteki parlak bir profesör, biri şaşırtıcı editör Ee Gee, öbürü Avrupa, Afrika ve Güney Amerika, biri Constantin, Sokrates, Attila ve garip adları değişik meslekleri olan daha bir yığın aşık, bir başkasıysa Olimpiyat takım şampiyonu bir kadındı. Bu incirlerin üzerinde ve ötesinde, ne olduklarını pek çıkaramadığım daha bir sürü incir daha vardı. Kendimi dalların çatallandığı noktada otururken görüyordum ve incirlerden hangisini seçeceğime bir türlü karar veremediğim için açlıktan ölüyordum. Hepsini ayrı ayrı istiyordum incirlerin, ama birini seçmek ötekilerin hepsini kaybetmek demekti. Ve ben orada karar veremeden otururken incirler buruşup kararmaya başlıyor ve birer birer toprağa, ayaklarımın dibine düşüyorlardı.
•sylvia plath
Görünüşe bakma genç kız
Yüreğe bak.
Genç, yakışıklı bir adamın yüreği sıklıkla boştur.
O yürekler aşkı muhafaza edemez.
Genç kız, köknar kavak kadar güzel değildir.
Ama kışın yapraklarını dökmez.
Yazık! Bunları söylemek neye yarar?
Güzel olmayanın yaşamaya hakkı yok;
Güzellik yalnızca güzelliği sever,
Nisan, ocağa sırtını döner.
Güzellik mükemmeldir,
Güzellik her şeye kadirdir,
Güzellik her şeyi eksiksiz olan tek şeydir.
Karga yalnız gündüz uçar,
Baykuş yalnız gece uçar.
Kuğu gece gündüz uçar.