insan, annesinin öldüğü gece de üşüyordu. artık birlikte üşüyemeyeceklerdi. annesinin oturduğu koltukta sanki kocaman bir delik vardı artık. sanki bir duvar yıkılmıştı: gerisinde bu büyük ve karanlık ve ürkütücü boşluğun bulunduğu bu duvar. bu duvar korumuştu onu yıllarca karanlıktan. artık bir şey görmek mümkün değildi. artık onu kimse anlamayacaktı.
muhayyilesi kuvvetli bazı insanlar, sevdikleri ölülerin uzun yolculuğa çıktılarını düşünmüşlerdir; bense, bütün yolculuğa çıkanların ölmüş olduğunu düşünüyordum. ne büyük günah, değil mi?