yanına gittiğimde ona, genç efendi wei çoktan geri dönülmez bir hata yaptı dedim, hafifletmenin hiçbir yolu olmadığını söyledim. ama o dedi ki… kesin olarak senin yaptıklarının doğru ya da yanlış olduğunu söyleyemezmiş, ama ne olursa olsun, tüm sonuçlarıyla seninle birlikte yüzleşmeye hazırmış. o yılların, hatalarıyla yüzleşmesi için olduğunu söylediler, ama aslında yataktan adım dahi atacak hali yoktu. ama yine de, nasılsa, senin öldüğün haberini aldığında bedenini mezarlık tepesi’ne sürükledi, sadece son bir kez daha bakabilmek için
sesi boğuktu. “teşekkür ederim.”
düşmekten korkmamıştı. bunca yıl içerisinde defalarca düşmüştü. ama yine de yere düşmek insanın canını acıtıyordu. düştüğünde onu yakalayacak birisi olmasını tercih ederdi
lan jingyi hayrete düşmüştü. “wei-xiong hiç yorulmaz sanıyordum!”
herkes onunla aynı fikirdeydi. efsanevi yiling piri yürüyen cesetlerle dövüşünün ardından yorgun düşerek yığılmıştı – hepsi de yiling piri’nin parmağını şıklatmasıyla işlerin hallolduğunu sanırdı. ancak lan wangji başını iki yana salladı. sadece iki kelime söyledi. “hepimiz insanız.”
hepsi insandı. insan nasıl yorulmazdı?
“kimse sana beni affet demedi. yaptığım şeyleri tek hatırlayan sen değilsin, ben de hatırlıyorum. sen unutmayacaksın, ben ise her gün daha canlı bir şekilde hatırlayacağım!”