kitap, kedilerin doğuştan sahip olduğu bilgeliği ve insanların felsefe yoluyla ulaşmaya çalıştığı ancak nadiren başarabildiği huzuru inceleyerek şu sonuçlara varır:
kedilerin felsefeye ihtiyacı yoktur: onlar doğalarına sadık kalarak felsefenin insanlara vaat ettiği ancak nadiren sağladığı huzuru zaten yaşarlar. insanlar için felsefe ve din, ölümlü olmanın getirdiği derin huzursuzluğu ve endişeyi giderme çabasıdır. kediler ise tehdit altında olmadıkları sürece endişe duymazlar ve "nasıl yaşamalı" sorusuyla boğuşmazlar.
insanlar, pascal'ın belirttiği gibi, kendi başlarına sessizce durmayı beceremezler ve ölüm düşüncesinden kaçmak için sürekli oyalanma (eğlence, savaş, kariyer) peşindedirler. insanlar için mutluluk ulaşılması gereken bir proje iken, kediler için mutluluk, acil bir tehdidin olmadığı durumlarda kendiliğinden ortaya çıkan doğal bir durumdur. kediler mutluluğu aramaz, onlar zaten mutludur.
kediler, kendilerine dair kurgusal bir benlik imgesine sahip değildirler. aynada kendilerini tanımamaları bir zeka eksikliği değil, kendilerini dışarıdan izleyen bölünmüş bir zihne sahip olmadıklarının, yani zihinsel özgürlüklerinin kanıtıdır. yazar, kedi doğasını spinoza'nın conatus (varlığını koruma çabası) ilkesiyle açıklar ve buna bencil olmayan egoizm adını verir. kediler bencildir çünkü kendi esenliklerini gözetirler, ancak bencil değildirler çünkü korumaya çalıştıkları şişirilmiş bir egoları yoktur.
insanlar ahlaki kurallar icat edip doğayı buna uydurmaya çalışırlar (kedisini vegan yapmaya çalışan filozof gibi), ancak kediler bu tür insani kurgulara karşı kayıtsız realistlerdir. kediler ahlaksız değil, ahlak ötesidir; doğalarına uygun olanı yaparlar. insanlar ne olmaları gerektiğine dair fikirlerin peşinden koşarken, kediler sadece oldukları şey olmaktan