Günümüz müslümanı, İslam'ı hazır bulduğu için neyin gelenek, neyin din olduğunu pek sorgulamak ihtiyacı hissetmemektedir. Çoğu zaman din, geleneğin gölgesinde kalmaktadır. Gelenek din haline geldiği zaman da, din işlevini yitirmeye başlamaktadır. Dinin işlevini yitirmesi sürecin tersine işlemesi gibi bir tablo çıkartıyor karşımıza. Bu defa da din, birleştirmek yerine ayrıştırmaya;özgürleştirmek yerine, özgürlük karşıtı duruşları meşrulaştırmaya başlıyor. Din, en temelde insanca yaşayabilmenin temel ortak paydasını insanlara kazandırmak yerine, bir Müslümanın küfürle itham edilmesi, hatta hayatına kast edilmesi gibi insan onuru ile bağdaşmayan olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Bu bakımdan İslam'ın Kur'an ve Hz. Peygamber'in örnek uygulamaları yerine mezhep, tarikat ve cemaat üzerinden öğrenilmesi, anlaşılması ve yaşanmaya çalışılması, Müslümanların en ciddi açmazlarındandır. O zaman da, ne namaz insanı kötülüklerden uzak tutuyor, ne oruç sorumluluk bilincini geliştiriyor, ne de zekat Müslümana zekat verecek hale gelmesi gerektiği yolunda bir mesaj veriyor. Daha da kötüsü, din birleştirmek, bütünleştirmek yerine, ayrıştırmaya başlıyor. Çarpık din anlayışı, ayrılıkçı duruşların din üzerinden kendisini meşrulaştırmasına yardımcı oluyor.