Eğer güzel gözlerin olmasını istiyorsan ,
İnsanlara iyilikle bak. Eğer saçların güzel olsun istiyorsan bırak çocuklar ellerini geçirsin saçlarından. İnce bir bedense istediğin , ekmeğini açlarla bölüş ve güzel dudaklara sahip olmak için sadece güzel sözler söyle ...
Lakin gerçek şu ki, manastırdan daha yeni çıkmış bu küçük yatılı öğrenci, nefis bir ferasetle konuşmakta ve zaman zaman doğru ve ince sözler söylemekteydi.
Ama zaman geçer... Zaman, kalbin duvarlarına ince çatlaklar bırakan sessiz bir nehir gibi akar. Yaşanmış kırgınlıklar tortu olup ruhun derinliklerine çöker. Söylenmeyen sözler boğazda düğümlenmiş fırtınalara dönüşür; atılmayan adımlar ufukta kaybolan yollar gibi uzaklaşır. Verilmeyen değer, gösterilmeyen çaba, kalbin en karanlık köşesinde ağır bir gölge gibi büyür. Ve insan, bütün bu enkazın ortasında, küllerinden vazgeçemeyen bir ateş gibi sevmeye devam eder.
İşte o zaman sevdiğinden değil; ona rağmen sevmeye devam eden kendinden utanır. Çünkü aklı çoktan gitmenin kapısını aralamışken, kalbi hâlâ aynı eşiğin önünde nöbet tutmaktadır. Sevgisi, yaralı kanatlarına rağmen gökyüzünü terk etmeyen bir kuş gibi kalmayı seçmiştir.
Bana göre sevgi, bazen tam da bu utancın içinde saklıdır; en derin yaraların arasında açan yalnız bir çiçek, karanlığın bağrında titreyen son ışık gibi.
Bir sabah uyandım. Yolunda gitmeyen ne kadar çok şey var hayatta, fark ettim. Tüm bunlar konuşulmalı, dedim. Kendime. O sabah tanıyamadığım bir ben vardı aynada. Savrulmuş, hırpalanmış, dağılmıştı.