Memed

Memed
@incememeddd
Cahilliği yok olana dek
.
24 Mart 1990
80 okur puanı
Şubat 2020 tarihinde katıldı
Çocukken ihtiyaç duyduğun ilgiyi göremediysen, yetişkinlikte her sevgi kırıntısına fazlasıyla tutunabilir ya da en küçük sevgisizliği yıkıcı bir tehdit gibi hissedebilirsin.
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Memed içimizden biri
Puan vermedi·639 syf.··
2023 4. kitabı
Değerli yazarımız Yaşar Kemal’in ilk romanı olan bu seriyi 32 yılda bitirdiğini öğrenmek, benim, tamamlamak için ne kadar emek verdiğini ve eseri ilmek ilmek örerek inşa ettiğini anlamamı sağladı. Toplumun içinden, toplumun gözüyle; kültürel ve ahlaki olarak gerçeklerimizi gerek mantıkla gerekse duygularla hepimizi anlatan geniş çaplı bir seri. Yorumumu genel anlamda dördüncü kitap üzerinden yapsam da kesinlikle baştan başlayarak seri halinde okunması gereken bütün bir eser. Çukurova’da yaşayan köylü Memed’in Abdi Ağa’ya olan mücadelesinin anlatıldığı bu seride son kitabımız, finale ulaştığından geride birçok soru işareti bıraksa da belki de yazarın tam olarak amaçladığı bu sorgulama eylemini destekliyor. Cumhuriyetten sonra gelişen medeniyet; İstanbul beyleri ve hanımları çevresinde büyük farklar yaratırken; Anadolu’muzun topraklarında durum neydi? İnsanların mücadelesi nelereydi? Ve en önemlisi üstünler güçsüzlerin üzerinde nasıl bir otorite sağlıyordu? Bütün ciddi konular sürükleyici bir kurgu ile neredeyse şiirsel denilebilecek bir üslupla ele alınmış. İçinde bulunduğumuz toplumda, yazılması ve ayrıca anlaşılması zor (ya da başka bir deyişle yanlış anlaşılmaya müsait) konuları titizlikle okurla paylaşırken, kaleminin gücü ile konusu ağır olmasına rağmen düşüncelerini oldukça akıcı ele alarak okuyucuya yardım ediyor yazarımız. Türk yazarlarımızın en kıymetlilerinden biri olan Yaşar Kemal’in birbirinden önemli eserleri arasında okunmasını şiddetle tavsiye ettiğim bir seridir. Okuyun, okutturun…
İnce Memed 4Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202121,5bin okunma
Ömrüm boyunca bir istasyonda bekler gibi bekledim; bir türlü gelmeyen, aslında hiçbir zaman da gelmeyecek olan bir treni beklemekle tükettim zamanı. Hayatı, bekleme üzerine inşa etmiştim âdeta fakat ben beklerken hayat durmadı, akıp gitti. Benim trenim gelmese de insanlar gelip gitmeye, ayağa kalkıp yürümeye ya da değişmeye devam etti. Sonra "İnsanlar sürekli gelip giderken ben neden hep bekliyorum, niçin benim trenim gelmiyor?" diye çok düşündüm. Sorunun cevabı çok basitmiş hatta gözümün önünde duruyormuş meğer: Herkesin gideceği bir yer varken ben nereye gideceğimi hiç bilmemişim.
Eğer arzu ettiğimiz şeylere sahip değilsek bunun nedeni onu kendimizden esirgiyor olmamız ve kendimize layık hissetmememizdir. Kendimizi değersiz hissettiğimizde bunun nedeni genelde kendi hakkımızda olumsuz düşünmemizden dolayıdır. Bu yüzden kendimize karşı öfke duyarız ama biz bilinçdışında bu öfkeyi diğer insanların her hareketine, düşüncesine yansıtırız. Halbuki o öfke ve saldırganlık bize aittir. Akıllı insanlar öfkelerini yansıtmazlar kendi içlerinde çözerler ve onları öfkelendirecek bir şeye saldırgan tepki vermezler. Kendisine öfkelenildiğinde ise bu öfkenin sahibine ait olduğunu bilir üzerine alınmazlar.
Bazı insanlar evli ama yalnız. Aynı evi paylaşıyorlar ama aynı hayatı değil. Sabahları aynı çaydanlıkta çay kaynıyor ama biri sessizce içiyor, diğeri işe geç kalmaktan şikâyet ediyor. Biri ağlayacak olsa, diğerinin ruhu duymuyor. Biri yorulsa, diğeri bunu fark etmiyor. Kimse kötü olmak istemedi belki.. Sadece hayatın içinde birbirlerini kaybettiler. Ve insan, en çok en yakınına yabancılaştığında yalnız hissediyor