Ben o yazdıklarımı ancak sana yazabilirdim.Çünkü şu kainat denen nesnenin içinde en çok sevdiğim yürek, üstüne en çok titrediğim insan kalbi senin göğsündekidir.Ve ben işte böyle, büyük ve korkunç bir tezat cehenneminin içinde yanarak, bu en aziz bildiğim kalbin üstüne delice saldırdım…Bana acı demiyorum.Yalnız ıstırabıma hürmet et ve sana ne kadar bağlı olduğumu anla…Sen benim yalnız arkadaşım değilsin, yalnız arkadaşlık rabıtalarıyla iktifa edemem.Sen her şeyimsin benim.Ve bu her şeyden bir küçücük zerre eksilse ben bomboş kalırım.Emin ol ki hiçbir insan başka bir insanın önünde bütün deliliklerini, ruhunun bütün korkunç taraflarını bu kadar açıkça itiraf etmek cesaretini gösterememiştir. Ben eğer bu cesareti gösterebildiysem seni hudutsuz, uçsuz bucaksız sevdiğimden, seni kendimden ayırt edemediğimdendir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Insanlar ne şayan-ı hayret mahluklarmış.İçlerinde öyle iyileri, öyle kötüleri varmış ki…Ben ancak otuz iki yaşımda insanları okuyabildim.Şimdiye kadar onlar benim için kapalı bir kitapmış!…
“Seni asarlarsa
seni kaybedersem”
diyorsun
“yaşayamam!”
Yaşarsın karıcığım!
Kara bir duman gibi dağılır
hatıram rüzgarda!
Yaşarsın kalbimin kızıl saçlı bacısı!
En fazla bir yıl sürer
yirminci asırlılarda
ölüm acısı!
Bir şeyi çok fazla istemek iyi değildi, isteğin fazlası, şansı kaçırabilirdi, insan bir şeyi tam ölçüsünde istemeli, Tanrı’yı, tanrıları kızdırmamalıydı.