Bergüzar

Bergüzar
@inci_zar
Ahh kısacık ömrüme bütün kitapları sığdırabilsem..
7/10
·256 syf.··
2024 37. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Aralık 2024 01:51
Peyami Safa-Canan Peyami Safa Canan’da derin psikolojik tahlillere, toplumdaki ahlakî çöküntülere değinmiş ve Türkiye’nin Doğu-Batı çatışmasını işlemesine şahitlik ediyoruz. Tabi bu şahitlik Peyami Safa’nın bakış açısı çerçevesinde gerçekleşiyor. Aşk, verme potansiyelinin zirve noktasıdır. Sınırsızdır, onun için ne bulduysak doldururuz içine. Gözü kör eden bir melankoli ile cana kasteder. Bir ateştir mesela, körüklemekten pek zevk aldığımız. Savunmasız bırakmaktır kendimizi, gönüllü köleliktir. İnsan ayağına takılacak prangayı kendi elleriyle karşısındakine sunar mı? Aşıksa sunar. Gizemlidir, boyutları net değildir. Karanlıktır, kırmızı değil siyahtır aşkın rengi. Mücadeledir, direniştir ama tek kişilik geçici bir deliliktir. Şişirip durduğumuz balonun elbette patlayacağını bildiğimiz gibi her şeyin farkında olup olmak istememe halidir. İşte tüm bunlar Lami’nin içinden geçenler. Bir çift mavi gözün, altın sarısı saçların, büyüleyici güzellikte bir silüetin peşinden savrulup giden Lami’nin. Osmanlı’nın son dönemlerinin arka planda boy gösterdiği enteresan bir aşk hikâyesi.Kitabın konusunu karakterler üzerinden anlatılacak olursam da kitaba ismini veren Canan; anne babasız yetişen, sarayda el üstünde tutularak yetiştirildiği için hırslı, bencil bir insan ve zengin olmak için ahlak, namus, sevgi, aile gibi değerleri hiçe sayan, insanlarla istediği gibi oynayan, güzelliği ve endamı ile her erkeği baştan çıkarabilecek potansiyele sahip bir kadın. Sevgisiz büyümüş, hiç sevilmemiş, sevginin ne olduğunu öğrenememiş bir insan ne kadar sevebilir ki? Üzülerek ifade ediyorum ki kitapta Canan için kullanılan birçok kelime kadınlara karşı kullanılmaması gereken aşağılayıcı ve hakaret vari kelimelerdir. Bu yönüyle Peyami Safa’yı eleştirmemek olmaz.Lami ise beş yıllık evliliği olan
CânânPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 20255,1bin okunma
Reklam
Puan vermedi·910 syf.··
2024 25. kitabı
·
63 günde okudu
·
Okunma: 20 Ekim 2024 00:03
Don Quijote- Miguel de Cervantes Saavedra .. İlk cildi 1605 yılında yazılan kitabın ikinci cildi de benzerlerinin önüne geçmek için 1615 yılında yazılmıştır. Edebiyatımızda Reşat Nuri Güntekin tarafından Don Kişot olarak çevrilmiştir. Don Kişot bugünkü roman dediğimiz modern romanın ilk örneğidir ve dünya üzerinde romancılık Don Kişot dan sonra başlamıştır. Aslında çoğumuzun çocukluğundan beri sadeleştirilmiş halini bildiği kitaptan bahsetmek yerine, Hümanizm akımından etkilenmiş Cervantes den ve kitabın yazılma döneminden bahsetmek istiyorum. Cervantes'in Don Kişot'u yazmasının alt yapısında; İnebahtı Savaşında bize esir düşmesi (ki belki biz esir almayıp, bizden o Türklerin ve Osmanlıların geleneklerini kitaplarında yansıtmayı öğrenmeseydi belki de şuan yazılan bir çok eser olmazdı.), zamanın Rönesansı ki o dönem Hümanizm(İnsancıllık) artık kendini gösteren bir akım olmaya başlamıştı ve bunu kitabın her sayfasında da hissediyoruz, bunlar Don Kişot'u yazdıran ve Cervantes'i Cervantes yapan nedenlerdir. .. Don Kişot karakteri iyi niyetli, hayalperest bir karakterdir ki Cervantes de Don Kişot karakteri üzerinden kendi kafasında kurduğu dünyayı bize anlatıyor. Tam olarak sövalyecilik hikayesi ama aslında şövalyeciliği eleştirmek üzerine yazılan bir eser. Bir tarafta hayalperest, kendi hayal dünyasında yaşayan Don Kişot ki asıl adı Alanso'dur ama kendisini sövalye ve ismini de Don kişot sanır, bir tarafta da gerçekçi, akılcı, mantıkçı Sancho Panza bu da Don Kişot'un kendisine uşak olarak seçtiği sıradanbir köylü.. İşte aslında bütün olay bu iki karakterin karşılıklı çatışması üzerinde kuruluyor ve belki de görüp görülebilecek en iyi sadakat örneği de bu ikili arasında geçiyor.. Hiç bir servet özgürlüğün bedelini ödeyemez. Hemen akıl vermeye kalkar verecek aklı
Don Quijote (2 Cilt Takım)Miguel de Cervantes · Yapı Kredi Yayınları · 202527,5bin okunma
8/10
·232 syf.··
2024 35. kitabı
Tatar Çölü- Dino BUZZATİ .. İlk ismi Kale olan kitap 1940'da 2.Dünya Savaşı'nın ortasında Tatar Çölü olarak yayımlandı. Romanı okuduktan sonra da Gabriel Garcia Marouez meşhur kitabı 'Yüzyıllık Yalnızlık 'ı yaziyor. .. Genç teğmen Giovanni Drogo ilk görev yeri olarak Bastiani Kale'sine tayin olur. 4 ay geçtikten sonra gitmek niyetiyle geldiği bu kaleye gerekli adımları atmaya bir türlü yeltenemediği için süre uzuyor ve hep bir şeyleri bekliyor. Sonuç olarak da 4 aylık olacağını düşündüğü görev süresi bir ömre uzuyor. Arasıra geride bıraktığı her şeyin değişmiş olduğu evine ziyarete gidiyor, ziyaretleri sırasında annesi ve kız arkadaşı bile değişiyor ama Drogo'nun hayatı hep aynı. Askeri birliklerin Bastiani Kalesi'nden çölün uzaklarına baktıklarında ancak dürbünle görebildikleri yada göremeyip benzettileri bir düşman var. Bu hem Drogo'nun beklediği düşman hemde onu Kaleye bağlayan bir unsur oluyor. Yillar; saldıracak düşmana karşı kaleyi korumak amacıyla geçiyor. .. Başlangıçta hayatın tek düzeliğini aşmak, işe yaramanın vereceği mutluluk için daha sonra boşa beklememiş olmak için bekliyor. Çok daha sonra bu duyguları da unutuyor ve sadece beklemek için bekliyor. .. Hayallerimizi gerçekleştirmek için adım atacak gücü bulmalıyız. Kitap bize birazda öngörülü ol diyor. Çünkü Drogo yıllarca çölde boşa bekleyecegini bilseydi belki 4.aydan sonra ayrılabilmek için kendinde o gücü bulabilirdi. Yada her şeyi yıkıp yeniden kurabilmenin önemini anlatıyor. Drogo çölden ayrılmak istediğinde olabilecek en kötü şeyi ki bu sadece işini kaybetmek olurdu, göze alamadığı için bütün bir hayatını boşa bir bekleyiş içinde geçiriyor Umut ve beklemek bir şeylerin değişmesi için bekleriz. Ama aslında farkında olmadan monotonluğa alışırız ve değiştirmek için bir şeyler yapmalıyız. Hatta o kadar
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,8bin okunma
9/10
·134 syf.··
2024 26. kitabı
Godot'yu Beklerken- Samuel BECKETT .. İrlandalı yazar, oyun yazarı, şair, eleştirmen Samuel Beckett; ilk postmodernistlerdendir. 1969'da Nobel Edebiyat Ödülü sahibi oldu ve absürt tiyatro tarzının da öncüsüdür. .. Oyuna gelecek olursak da, oyun başından sonuna kadar bir ağacın altında hiçbir yere kıpırdamadan bekleyen iki kahramanı anlatıyor. Oyun hem duygusal hemde komiktir. Kişiler hem sinir bozucu, hemde sempatiktir. Kimi davranışlarda iyi biri; kimi davranışlarında da yo yo ne cok kötü diyebiliyor insan okurken. Çünkü oyunda karakterlerle ilgili bir netlik yok. Öyle ki yazar kendisi bile bilmiyor bence.. .. İki karakterin sürekli birlikteler, konuşuyorlar, susuyorlar, tartışıyorlar, küsüyorlar, barışıyorlar ve Godo'yu bekliyorlar. Bekliyorlar ki muhakkak gelecek! Peki bu beklenen Godo kim? Godo diye birisi var mı? Beklenen Godo gelecek mi? Kitabı okurken sürekli kendimi ha geldi ha gelecek diye buldum. .. Peki Godo kim? Godo neyi temsil ediyor? Bence Godo bir dindar için cennet, aşkı arayan için aşk, zengin olmak isteyen için para, kimi için bilgi, kimi için umut, kimi içinse beklenen anne yada baba. Godo, bugün bir kavuşma insana, yarın bir cesaret, sonraki gün kurtarıcı, belki ölmüş özlenen biri. Kısaca Godo her şey, nereye koyarsan Godo orada, çünkü insan hep bir şeyleri bekler. Birisini bulsa diğerini bekler. Dilerim herkes "o beklenen an" a en kısa zamanda ulaşır. .. Kitapta hoşuma gitmeyen yerler ise dini unsurları kullanması güzeldi ama piposuna "Abdullah" ismini koyması beni oldukça rahatsız etti. Abdullah, peygamberimizin babasının ismi ve bunu metafor olarak kullanması hoşuma gitmediği gibi bunu masumda görmedim. .. Yine de insan körü körüne nasıl bekler şahit olmak için okunabilir.. #godotyubeklerken @kabalcikitap #kabalcıyayınları #samuelbeckett
Godot'yu BeklerkenSamuel Beckett · Kabalcı Yayınları · 202110bin okunma
10/10
·80 syf.··
2024 20. kitabı
Debbağ- Birgül YANGIN ASLANOĞLU . . . İnsan insanın uçurumu Bizi yol ve gönül yorgunluğu diye ikiye ayırdılar Ben kendi benzerimi buldum Aşkın gayya kuyusu değil mi yeryüzü Bazı hançer bazı ateşle kurulan.. Serkan TÜRK .. İşte "Debbağ", Serkan TÜRK' den bu alıntı ile başlıyor ve tadı dimağda bırakan 12 öyküden oluşuyor. Öykülerde isminden memnun olmayan insanların isimlerini değiştirme çabalarını, yoksullukları, yoksulları; ev temizliği, köpek ve sahibi, çocuk, hasta, hastane, farklı dünyalardan farklı ekonomik düzeylerden hem kadın hem erkek karakterleri okuyoruz. .. Kısa olduğuna bakmamak lazım. Öykü evreninde oluşturulan canlı karakterlerle "ne çabuk bitti " hissiyatı oluşturuyor. Böyle düşünülme nedeni de hikayelerde kullanılan dil. Yazarımız çok duru ve akıcı bir dil kullanıyor. Birgül YANGIN ASLANOĞLU öykülerini oluştururken edebiyatımızın bütün imkanlarından fazlasıyla yararlanmış. Halk Edebiyatı ile uğraşan yazarımız öykülerinde bolca eski filmlere de atıflarda bulunuyor ve bu da yazarımızın kitabına ayrı bir aroma katıyor. Aslanoğlu'nun diliyle içimizden insanlara kendine has tarzıyla kimi zaman okuyanı ters köşe yaptığı, öyküleriyle yazdıklarını yormadan ama aynı zamanda da aceleye getirmeden okutan bir tarzı var. Çizdiği karakterleri sunuşu, resmedişi, hayatlarının gözümüzden önünden akıp gidişi, dil cambazligina kaçmayan samimi anlatımı bize Debbağ'ı sevdiriyor. .. Debbağ son zamanlarda okuduğum en güzel öykü kitabı içinde ki her öyküye kalbimi bıraktım ama hepsini burada paylaşmam mümkün değil ama asıl kalbimi bıraktığım Sait Faik ABASIYANIK anısına ithaf edilen ADANIN SEVDALILARI oldu. Sait Faik'in balik isimlerini bilmeyi öykücü olmanın temel ölçütlerinden biri saydığı söylenir. Bu öykü ile ustanın ruhunu şadetmiş yazarımız. Okuyucuya not:
DebbağBirgül Yangın Aslanoğlu · Hece Yayınları · 202281 okunma
Reklam