Peyami Safa-Canan
Peyami Safa Canan’da derin psikolojik tahlillere, toplumdaki ahlakî çöküntülere değinmiş ve Türkiye’nin Doğu-Batı çatışmasını işlemesine şahitlik ediyoruz. Tabi bu şahitlik Peyami Safa’nın bakış açısı çerçevesinde gerçekleşiyor. Aşk, verme potansiyelinin zirve noktasıdır. Sınırsızdır, onun için ne bulduysak doldururuz içine. Gözü kör eden bir melankoli ile cana kasteder. Bir ateştir mesela, körüklemekten pek zevk aldığımız. Savunmasız bırakmaktır kendimizi, gönüllü köleliktir. İnsan ayağına takılacak prangayı kendi elleriyle karşısındakine sunar mı? Aşıksa sunar. Gizemlidir, boyutları net değildir. Karanlıktır, kırmızı değil siyahtır aşkın rengi. Mücadeledir, direniştir ama tek kişilik geçici bir deliliktir. Şişirip durduğumuz balonun elbette patlayacağını bildiğimiz gibi her şeyin farkında olup olmak istememe halidir. İşte tüm bunlar Lami’nin içinden geçenler. Bir çift mavi gözün, altın sarısı saçların, büyüleyici güzellikte bir silüetin peşinden savrulup giden Lami’nin. Osmanlı’nın son dönemlerinin arka planda boy gösterdiği enteresan bir aşk hikâyesi.Kitabın konusunu karakterler üzerinden anlatılacak olursam da kitaba ismini veren Canan; anne babasız yetişen, sarayda el üstünde tutularak yetiştirildiği için hırslı, bencil bir insan ve zengin olmak için ahlak, namus, sevgi, aile gibi değerleri hiçe sayan, insanlarla istediği gibi oynayan, güzelliği ve endamı ile her erkeği baştan çıkarabilecek potansiyele sahip bir kadın. Sevgisiz büyümüş, hiç sevilmemiş, sevginin ne olduğunu öğrenememiş bir insan ne kadar sevebilir ki? Üzülerek ifade ediyorum ki kitapta Canan için kullanılan birçok kelime kadınlara karşı kullanılmaması gereken aşağılayıcı ve hakaret vari kelimelerdir. Bu yönüyle Peyami Safa’yı eleştirmemek olmaz.Lami ise beş yıllık evliliği olan