Cânân, Peyami Safa tarafından kaleme alınan, 1925 yılında basılan romanıdır.
Peyami Safa, benim için Türk romancılığının zirve isimlerindendir. Kurduğu muhteşem olay örgüsü, kullandığı fevkalâde üslubu, her bir kelimesini itina ile seçip bunları muazzam bir şekilde kullanması, oluşturduğu kitap karakterlerinin en iyi şekilde fiziksel ve ruhsal betimlemelerini yaparak bize aktarması, onu zirve isimlerden biri yapıyor benim için. Okuduğum romanlarında, olaylardan çok psikolojik tahlillere önem veren, toplumdaki ahlaki çöküntüyü ele alan, zıt kavramları iç içe işlemeyi seven, Türkiye'nin doğu-batı çatışmasını işlemeyi seven bir yazardır.
Bedia ve Cânân… Aslında kitapta özünde 2 karakter vardı iffeti simgeleyen Bedia ve ihtirası simgeleyen Cânân...
Kitap, Lâmi'nin kendisini, afif ve babayani bir kadın olan Bedia'yı terk edip ikbalperest, aşüfte Cânân'ın kollarına atmasını konu ediniyor.
Kitaba ismini veren Canan, mevki, makam ve para için her şeyi yapabilen, isteklerini elde edebilmek için hırslı, bencil, ahlaksız, namussuz biri olmayı göze alabilen, sevgi, aile gibi değerleri hiçe sayan kısacası maddiyata önem veren ve erkeklerle istediği gibi oynayan alımlı bir kadındır.
Kitapta işlenen konular, ahlak, aşk, haz, ihanet, evlilik ve aile gibi konulardır. Tüm bu konular elbette Peyami Safa'nın görüşleri çerçevesinde işlenmiştir. Bu noktada, Safa'nın görüşlerinin bir kısmına katılmadığımı, insanların nasıl yaşaması gerektiğine karışılmaması gerektiğini, "toplum mühendisliği"nin her zaman daha kötü sonuçlar ortaya çıkardığını da ifade etmek isterim. Bırakın insanlar istediği gibi yaşasın. Herkes sizin kafanızdaki sınırlara göre, tanımlara göre veya "ahlak" kavramınıza göre yaşamak zorunda değil.
Tüm bunlarla birlikte, eserin akıcı, zorlamayan ve okuru hep canlı tutan bir