Halk yığınları ümitsizleştirilmiş, aciz bırakılmış, kendilerini zayıf görmüşler, isteklerini ele geçirmek konusunda yetersiz saymış lar. Çoğunlukla duanın bu tür algılanışıyla yürüye gelmişler ve Inanmislar ki dua insanın yetersizliği ve zayıflığı karşılayışı ve so rumluluktan kaçışıdır. Oysa is zorluk, sabır, iman, düşünce, di renme, karsı kovma ve tahammül elde edebilme ve bu özelliklere kavuşmak amacıyla duaya bir araç olarak bir aracı olarak ihtiyaç duyar... Çünkü dua salt insan zaafının giderilmesi değildir. Belki dua, insan gücünün takviyesi, olumlu işlerin sürdürülmesi bireyin bireysel ve toplumsal yaşamını düzenleme işidir.
Yazarlık öğüdü olarak sıkça duymuş olabileceğiniz
bir öneriyi de tersine çeviriyoruz öyleyse; bildiğinizi
değil bilmediğinizi, sabitlendiğiniz noktayı değil esneyebileceğiniz
yeri, esnemek için yazın. Sonradan esnetemeyeceğiniz
bir önermeyle başlamayın, hatta korkmadan, daha keskin bir
biçimde yazayım: Bir önermeyle başlamayın. Sizin işiniz bir
hikaye anlatmak.
Bir fikri, bir iddiayı savunmak için bir roman yazmaya karar
vermiş bir yazar düşünün. Bu metin yazılırken mesele üzerine onca zaman düşünmeye, karakterleri içine sokup çıkaracağı
onca bağlamla oluşturduğu deney ortamına rağmen, romanı
nihayet tamamlayıp teslim ettiğinde yazarın başlangıçtaki fikri
zerrece esnememiş, dönüşüp gelişmemişse (buna tam tersi uca
geçmek dahildir), böyle bir yapıtın didaktik olduğunu düşünürüm.