Kendimi bir nokta kadar hiç olarak gördüm. Bu durmadan akan, yürüyüp kaybolup giden girdap içinde, bu korkunç çağıltıda bir damla su gibi. Yalnız kendimi değil, yaptıklarımı da, yapmayı tasarladıklarımı da. Sitare'yi de. Her şeyi. Bu akıp giden insan yığınını, tek tek her biri önemsiz bir vesile olan şu insanları.. bir arada oluşlarının insana verdiği ağırlık korkunç.
Şimdi her şey daha can sıkıcı. İlk günün bütün çekiciliği yitip gitti. Hem birkaç saat içinde. İnsan, bir gezgin, başıboş, avare olarak hoşlanabilir buralardan ama bize göre değil. Bizim için her şey çabuk trajikleşiyor. İğreti şeylere tutunuyoruz. Üstelik tutunduğumuz her şey bir an sonra elimizin altından kaymaya başlıyor.
Yalnız insan değil, eşya da tuhaf bir melankoliye bürünmüştür. Yani herkes her şeye hazırdır: ibadete ve isyana. İbadetteki isyana ve isyan edişteki ibadete. Bir tutamak bulamayanların heyheyleri böyle zamanlarda yükselir.