Bugün "kaynaklara inelim" diye tutturan bazı iyi niyetli, fakat bilgi bakımından yetersiz Müslümanlarla karşılaşıyoruz. Kaynaklara inmek için Kuran-ı Kerim veya hadisi şerifleri tercumelerinden okuyabilmek yetmez. Hatta asıllarından okuyabilmek de yetmez. Lisan, çünkü gerekli, hatta elzem bir şart olmakla beraber yeterli değildir. Bunun yanında, İslâm fıkhı üzerinde ciddi bir eğitim ve öğretim de görmek gerekir. Fıkıh da değil yalnız, İslâm tarihini de (özellikle Asr-ı Saadeti) bilmeli. Ayrıca kitaplarda belirtilen bazı "teknik şartları" hiç söz konusu etmiyorum. İctihad yapıyorum diyen insan bütün bu bilgilerle, bütün bu nitelikle donatılmış olmalıdır. Gerçi, bu kadar bilgiyle, nitelikle donanmış olan biri de ictihad yapalım, kaynaklarla dönelim diye meydanlara düşmez, diyeceksiniz. Orası öyle. Çünkü bu niteliklere sahip olan biri, kendisinin ictihadı sorulduğu hemen her hususta, geçmiş Ehl-i Sünnet ve Cemaat müctehidlerinin görüşünü size bildirerek meselenizi bu yoldan halledecek, hatta belki de hiçbir yeni ictihad yapmasına lüzum kalmayacaktır.
..
Kaynaklara dönmekten murad, Ehli Sünnet ve Cemaat imamlarının ictihadlarını, görüşlerini öğrenmek, ona göre amel etmekse, buna zaten kimse bir şey demiyor. Tersine, biz de bunlarla amel etmekten bahsediyoruz.
Yok eğer kaynaklara dönmekle, Kuran'dan ve hadislerden "biz kendimize göre" anlamlar çıkarıp, kendi çıkardığımız anlamlara göre amel edelim denilmek isteniyorsa, bu iddia sahibine ben, ancak, çok cesursun diyebilirim.
(Sonrası 102. Sayfadan)
Fakat bu iddiadaki çarpıklık şuradadır: Kaynaklara inmek isteyen kimse ilkin oturup Arapça öğrenir. Kaynakları başkasının çevirmesini beklemez.
...
Çünkü kaynağa inelim diyorsun, tercümeye inelim demiyorsun! Çünkü tercümelerde, ola ki, düzeltmen gereken hatalar vardır, ve ola