İbrahim

İbrahim
*** Hayatın ve tutacağın yol hakkında tereddüde ve kararsızlığa düşüp de, bir ışık aradığın zaman, fikrini soracağın kimseyi iyi seç. (Ali Fuad Başgil)
Reklam
Seçim sürecini atla diye bir seçeneğimiz olsaydı keşke... İnsanları tanıyamıyorum .
Ebru Kırılmaz isimli okura yanıt verildi
İbrahim
İnsanları böyle fanatikleştiren bütün siyasetçiler utansın..
Bugün "kaynaklara inelim" diye tutturan bazı iyi niyetli, fakat bilgi bakımından yetersiz Müslümanlarla karşılaşıyoruz. Kaynaklara inmek için Kuran-ı Kerim veya hadisi şerifleri tercumelerinden okuyabilmek yetmez. Hatta asıllarından okuyabilmek de yetmez. Lisan, çünkü gerekli, hatta elzem bir şart olmakla beraber yeterli değildir. Bunun yanında, İslâm fıkhı üzerinde ciddi bir eğitim ve öğretim de görmek gerekir. Fıkıh da değil yalnız, İslâm tarihini de (özellikle Asr-ı Saadeti) bilmeli. Ayrıca kitaplarda belirtilen bazı "teknik şartları" hiç söz konusu etmiyorum. İctihad yapıyorum diyen insan bütün bu bilgilerle, bütün bu nitelikle donatılmış olmalıdır. Gerçi, bu kadar bilgiyle, nitelikle donanmış olan biri de ictihad yapalım, kaynaklarla dönelim diye meydanlara düşmez, diyeceksiniz. Orası öyle. Çünkü bu niteliklere sahip olan biri, kendisinin ictihadı sorulduğu hemen her hususta, geçmiş Ehl-i Sünnet ve Cemaat müctehidlerinin görüşünü size bildirerek meselenizi bu yoldan halledecek, hatta belki de hiçbir yeni ictihad yapmasına lüzum kalmayacaktır. .. Kaynaklara dönmekten murad, Ehli Sünnet ve Cemaat imamlarının ictihadlarını, görüşlerini öğrenmek, ona göre amel etmekse, buna zaten kimse bir şey demiyor. Tersine, biz de bunlarla amel etmekten bahsediyoruz. Yok eğer kaynaklara dönmekle, Kuran'dan ve hadislerden "biz kendimize göre" anlamlar çıkarıp, kendi çıkardığımız anlamlara göre amel edelim denilmek isteniyorsa, bu iddia sahibine ben, ancak, çok cesursun diyebilirim. (Sonrası 102. Sayfadan) Fakat bu iddiadaki çarpıklık şuradadır: Kaynaklara inmek isteyen kimse ilkin oturup Arapça öğrenir. Kaynakları başkasının çevirmesini beklemez. ... Çünkü kaynağa inelim diyorsun, tercümeye inelim demiyorsun! Çünkü tercümelerde, ola ki, düzeltmen gereken hatalar vardır, ve ola
Sayfa 100 - İz Yayıncılık (18. Baskı·Kitabı okudu
Din
İbrahim
Üztaz çok güzel açıklamış bize pek bir kelam düşmez ancak Arapça'nın derinliklerini görmek adına müsadenizle bir kaç şeyden bahsetmek istiyorum ... O "Hakiki Müslümanlar (!) " sadece meallerine bakarak hareket ettiklerinde her şeye vakıf olacaklarını düşünüyorlar lakin durum öyle değil . Misalen harfi cer dedigimiz (be , min an vs ) gibi harflerin her birinin kelimeye kattığı ve cümleye kattığı anlam vardır . Mehirin nikahtan hemen sonra vacip olduğunun içtihadı Ayeti Kerimede geçen "be" harfiyle ortaya atılmıştır . Biemveleküm (mallarınızla ) ibaresindeki "be" , ile manasının yanı sıra cümleye ilsak (bağlama bitistirme) manası kattığı için mehir nikahın olduğu an vaciptir . Bu bizim yani Hanefilerin görüşüdür . Şafilere göre ise halvet ve sonrasının ardından vaciptir . İşte bu incelikler vasıtasıyla ahkam belirlenmiştir . O büyük zatlar da " hakiki müslümanlar (!) " gibi biz sadece manaya bakarız deselerdi acaba fıkıh ilmi diye bir şey olur muydu ?