Jiyeong her seferinde başka biri oldu. Bazen halen hayatta olan biri, bazen çoktan ölmüş biri. Tek ortak noktaları hepsinin de Jiyeong'un tanıdığı kadınlar olmasıydı.
En ufak bir baş ağrısında ağrı kesici içen, ufacık bir ben aldırdıktan sonra günlerce anestezik krem kullanan insanlar, kadınlardan doğum sancılarına seve seve katlanmalarını, yorgunluktan, korkudan ölecek olsalar bile dişlerini sıkmalarını talep ediyor, anne sevgisinin böyle bir şey olduğunu iddia ediyordu. Bu "anne sevgisi" düsturu bugün halen dini bir dogma gibi yayılmaya devam ediyor. Anne sevgisine inanın! Tanrınız ve Kurtarıcınız O'dur! Cennet O'nda, huzur oradadır!
"Yardımcı olacaksın, öyle mi? Ev işlerine yardım edeceksin, çocuk yetiştirmeme yardım edeceksin, iş bulmama yardım edeceksin. Edeceksin de edeceksin! Ne yardımından bahsediyorsun sen? Burası senin de evin değil mi? Senin de ev işlerin değil mi? Çocuk senin de çocuğun değil mi? Ayrıca ben şimdi çalışıyorum da kazandığım parayı tek başıma mı harcıyorum? Neden sürekli iyilik yapıyormuş gibi konuşuyorsun?"
"Kansere çare bulunan, kalp nakli yapılan bir dünyada regl sancısına iyi gelen bir ilaç olmaz mı? Dünya rahmimize ilaç değmemesini istiyor belli ki. Ne yani? Burası dokunulmaz, kutsal bölge falan mı?"
Annesi hayattaki tercihlerinden ve Jiyeong'un annesi olmaktan pişmanlık duyuyordu; Jiyeong kendisini annesinin uzun etekliğinin ucuna yapışıp kalmış küçük ama ağır bir taş parçası gibi hissetti.