İns", popüler ve kolay tüketilen edebiyattan sıkılan, edebiyatta sanatsal derinlik, yoğun imge gücü ve felsefi bir tat arayan okurlar için muazzam bir deneyim sunan, Türk öykücülüğünün en özgün ve kıyıda köşede kalmış mücevherlerinden biridir.
bu serınin ilk uc kıtabını lısedeyken okumustum, o safe havayı ozledıgım tekrar bır ılk kıtaba bakayım derken okumus bulundum tekrardan ve yıne aynı seylerı hıssettırdı. ıns bıtırıcem bu serıyı üşenmezsem
selamlarr canlar!
söylenecek çook şey var ben genellikle beğenmediğim şeylerden başlarım bu yüzden;
şimdi 1. kitap daha iyiydi ve bunun herkes farkında daha aksiyon ve yan karakterler daha fazla vardı.
kitabın ilk başı sıkıcı. ortaları çok daha iyi. sonu mükemmel. benim aradığım şey aksiyon, aşk, olaylar ama çoğunlukla kunterle gri hanımın sahneleri vardı. romantiklik yani. ben demiyorum hiç olmasın ama baydı bi süre. cringe cümleler vardı yalan yok ama çokda rahatsız etmedi. (kitabın sonları istediğim gibiydi tabii.)
neyseki tam artık baydınız yeter dediğim anda bi olay oluyordu. NEYSEKİ. kitabın çok kusuru yok ama bi şeyler eksik yada fazlaydı, yazar tam ayarlayamamıştı bence. yine de yazar hemen toparlamayı başarıyordu.
mantıksız, oturmayan şeyler çoğu kitapta olduğu gibi bunda da var. inş serinin diğer kitaplarıyla toparlanır bu boşluklar özellikle bi kısımda gri aydınlanıyor ama ben anlamadım yav. orası boşluk kaldı bende yazar orayı okuyucunun anlayabileceği bi şekilde yazamamış ya da ben anlamadım bilmiyorum..?
bunlar dışında ki diğer düşüncelerim;
abi kitabın en sevdiğim yanı hep böyle bi bokluk olmasını ve bi sırttan bıçaklanmayı beklemekti. en kritik anlarda diyorum ki “ tamam şimdi bu kesin bunu satacak, arkadan bıçaklayacak, ters köşe olacak”
ve ve ve en sevdiğim de tam böyle düşündüğüm anlarda hiç bir şey olmaması ve tam olmamasını beklediğim anlarda olması güzel ters köşeydi. keyfim yerine geliyordu.
bi de mesela bi karakterden bi şey bekliyorsun ama olmuyor diyorsun ki a aa ben bunu öyle yapacak sanmıştım. yazar o şüphelendiğin şeyi senin kafandan atıyor ve sonra bam! düşündüğün şey olmuş ve sende mal gibi kalıyorsun.
karakter gelişimi gördük diyebilirim. kunter çok tattlıydı ama eski kötü halini özlettirdi bana. en çok 1. kitapta kunterin grinin
Örülen danteller ile verilen şifreler. Yedi nesil suregiden bir lanet ve esrarlı duvak. 1918 de başlayan kitap 2010 yılında yedinci neslin bireyi Alice tarafindan okuyucu kitabin içine hapsediyor çok severek okudum. Kitabin sonunda bir soyagaci mevcut okuma öncesi güzel bir kaynak oldu. Yazar son sözünde yazdıklarım gerçek kurmaca ile size anlatmaya çalıştım diyor.
●Hayat bir dantel gibidir çocuğum, gerçekler yavas yavas iç içe geçer ve belirli bir şekil alır. Eğer başka bir şekilde bir araya gelselerdi, tasarım farklı olurdu. Her hikâye benzersizdir...
●Her zaman haklı olduğunu düşünen insanlarla yaşamak çok sıkıcı Inês. Dünyanın geri kalanının aptal gibi görünmesine neden oluyorsunuz.
hazelwood yanıltmıyor evet bılım dunyasında gecen kıtaplarında karakterler ve konular pek bır degısklık gostermıyor ama ben her seferınde merakla okuyup yutuyorum kıtaplarını cunku kadın karakterlerı gercekcı karıyerlerı olan calıskan azımlı ve harıka kadınlar ama bunun yanında neden ılskısel olarak bu kadar korler onu da pek anlamıyorum, elsie yı okumak cok keyıflıydı jack e zate dıcek lafım yok bızede naıp olur inş boyle biri dusuncelı anlayıslı kıbar ve hem duygusal zekası hem de akademık zekası yuksektı :( daha ne olsun kıtap akedmık anlamda cıdden cok yogun bazen sıktı ama yıne de akıyor kıtap ayrıca adam ve jack ın bff olması on numara bayıldıkk
Sartre’in Gizli Oturum’u, edebiyat tarihinin popüler ve çok yanlış anlaşılan cümlelerinden birine ev sahipliği yapar: "Cehennem başkalarıdır." Sartre bu oyunda bize alevlerin, zebanilerin veya fiziksel işkencelerin olmadığı, İkinci İmparatorluk tarzında döşenmiş şık ama kapısı dışarıdan kilitli bir oda sunar. Bu odaya kapatılan üç ölü—korkaklığıyla yüzleşemeyen Garcin, manipülatif Inès ve Estelle—kısa süre sonra en büyük işkence aletinin birbirlerinin bakışları olduğunu keşfederler. Aynaların olmadığı bu mekanda, her biri varlığını kanıtlamak ve günahlarını aklamak için bir diğerinin gözündeki yansımaya muhtaçtır. Sartre, varoluşçu felsefesini büyük bir titizlikle sahneye taşırken, insanın kendi özgürlüğünden ve sorumluluğundan kaçıp kendini başkalarının yargılarına nasıl gönüllüce hapsettiğini sarsıcı bir psikolojik savaşla anlatır. Birbirlerinin hem kurbanı hem de celladı olan bu üç karakterin trajedisi, aslında modern insanın kendi zihninde yarattığı hapishanenin bir provasıdır. Tek oturuşta bitecek kadar kısa, fakat bıraktığı hissiyatla günlerce zihni meşgul edecek kadar derin bir başyapıt olan Gizli Oturum, sizi başkalarının gözündeki "kendinizle" yüzleşmeye davet eder. Herkese iyi okumalarr..