Tuğba

"Birisine 'nihayet nedir?' diye sormuşlar da, insanın başladığı yere dönmesidir demiş!"
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Biz kadınlarımızın bilgi ve yetkinlik kazanmalarına karşı değiliz. Ancak, bizde eğitim ve kültür öğrenimi, özellikle kız çocuklarımız için, "İlim öğrenmek, erkek ve kadın bütün Müslümanlara farzdır." hükmünü ortaya koyan İslamın koyduğu sınırlar ve kurallar çerçevesinde olmadığı sürece, bundan gerçek bir fayda ve ciddi bir mutluluk beklemek boşunadır. Bugün de, yarın da ve her zaman bu gerçeği böyle bilmeliyiz! Inanmayanlar, ileride gerçeği kabul etmek zorunda kalınca, söylediklerimizin doğruluğunu teslim edeceklerdir!
Fıtratın (yaratılışın) adil ve güzel sırlarından biri olarak, insanların haz aldığı şeylerde aslında derin bir eşitlik saklıdır. Çünkü gerçek iştahla yenilen sade bir ekmeğin lezzeti, her gün yenilen farklı ve nefis yemeklerden daha fazla olabilir. Bazen de çirkin bir kadına, güzel bir kadından daha fazla âşık olunabilir. Demek ki, hayatta bazı olağanüstü durumlar hariç, zengin ve fakir herkes için saadete ulaşmak ve onu elde etmek mümkündür. Ancak, birçok insan, mutluluğa ulaşmalarını sağlayacak yolları bilmedikleri için hayatlarını kendi kendilerine zehir ederler.
BİLİME UYGUNLUK KUR'AN İÇİN BİR ŞEREF SAYILMAZ.
Kur'ân-ı Kerim, bilime uyma ihtiyacından tamamen müstağnidir. Ancak bu sözümden, bilimlere hakaret kastı çıkarılmasına da razı olmam. Bilimi toplumumuzda görmek isterim; onu Kurânda aramak taraftarı değilim. Kurânın üslubu farklıdır. O, insanların sosyal düzenini, medeniyetini, adaletini, siyasetini, ahlâkını; garazdan, karşılık beklentisinden, yapaylıktan ve yüzeysellikten uzak bir biçimde en ciddi, en nezih, en sade ve en evrensel şekilde düzenler. Kur'ân-ı Kerim'in ulaştığı medeniyet anlayışı, Avrupa medeniyeti gibi eğlenceye, gereksiz gösterişlere, boş kınamalara, nefsin ihtiraslarına ve şehvetlere çıkmaz; onun nihai hedefi, iki dünyada da saadettir. Kuran insana insanlığı öğretir; yüksek hakikatler sunar ve fiziksel hastalıklardan ziyade ruhsal hastalıklara çare gösterir.
Medrese Arapçası*
Öncelikle bilinmelidir ki, medreselerde okunan ilimler başlıca üç kısma ayrılır: Arabi, akli ve şer'i. Bu ilimlerin tümü Arapça yazılmış eserlerden öğrenilse de, amaç sadece Arapça tahsili değildir. Arapça, belki de asıl amaca dâhil olmamakla birlikte, akli ilimlerle beraber yalnızca şer'i ilimlerin öğrenilmesine bir başlangıç ve vesile olarak okunur. Bu nedenle, medreselerde Arapça öğrenimi, şer'i ilimlere hizmet edebilecek şekilde yapılmalıdır; konuşma ve yazma yeteneği kazanma amacı taşımaz. Bu incelikten dolayıdır ki, en iyi Arapça (şiir) söyleyen İmrü'l-Kays ile en çok Arapça bilen Esmai hayatta olsaydı, büyük şöhretleri asırlar boyunca yankılanan bu büyük Arap şairleri kadar Arapça bilmedikleri kesin olan, mesela dünün Şevket Efendi'sinin, Hafız Şakir Efendi'sinin, Atıf Bey'inin ve bugünün seçkin âlimlerinin dersinde bulunmayı tercih ederdik. Çünkü biz, İmrü'l-Kays veya Esmai'den öğreneceğimiz Arapça ile mesela kelam ilmine veya fıkıh usulüne dair yazılmış kaynakları, Arapça ifadeler oldukları hâlde anlayamazken, o iki buçuk kelimelik azıcık Arapçamızla bu eserleri kavrayabiliriz.