İnsanlar, ilişkiler ve durumlar dönüşebilir; keza dönüşmemesi de mümkün değildir. Doğada durağanlık yoktur, olamaz da. Durmadan var olan, dönüşmeden gerçekleşen herhangi bir şeye doğada rastlanmaz. İnsan doğası da bunun yegane örneklerinden biridir; insan, doğası gereği dönüşüme ve değişime mahkumdur. Ya buna direnç gösterir ya da bu durum içinde kendini gerçekleştirir.
Bu duruma direnç göstermek boşuna bir çabadır; çünkü mantıksızdır. Sen direnç gösteresen de göstermesen de doğan gereği değişir, dönüşürsün. Dönüşüm önce kendinde başlar, sonra çevrende. En acısı da etrafında gelişen bu sancılı sürece tanıklık etmektir. Kendini dönüştürmek belki daha kolaydır; çünkü kendi kendini bilebilirsin, niye ve nasıl değiştiğini anlarsın. Fakat senden kaynaklanan ve senden etkilenen çevrende meydana gelen değişimlere tanıklık etmek, alışılagelmiş düzenin dışında farklı tepkiler görmek insanı başta sersemletir, bir sekteye uğratır. Çünkü onlar senin normaline ait değildir; bu yüzden yabancılaşmış ve yalnızlaşmış hissedersin.
Ama bu dönüşümün sancılı evresini atlatmak, mutluluğa ulaşmanın da yegane yoludur; bu süreç atlatılmadan dönüşüm devam edemez. Şunu da bilmek gerekir ki insan yaşadığı sürece dönüşüm devam eder. Ne zaman ki insan bu dünyadan kopar, işte o zaman kendi dönüşümü biter; geriye bıraktıkları ise bu dönüşümün parçaları olarak süreci devam ettirir. Yani, insan karşı koysa da koymasa da dönüşüm vardır ve süregelen yegane şeydir. Devamlılık, özün bir parçasıdır.