Cinsellik ve ölüm, varlıkların bitirilemez çokluğunda doğanın kutladığı șenliğin özel anlarından başka bir şey değildir. Ölüm ve cinsellik, varlığını, sürdürmek arzusuna karşı doğanın uyguladığı sonsuz savurganlığın göstergeleridir.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bitkilerin gelişimi ölümle parçalanmaya uğrayan maddelerin bitmeyen yığılımını gerekli kılar. Otoburlar, etoburlar tarafından yenmeden önce canlı bitki maddesini tüketirler. Sonunda sırtlanların ve solucanların yiyeceği olan cesedi bırakan bu çılgın tüketiciden başka birșey kalmıyor. Yaşamı oluşturan yöntemler ne kadar pahalı ise, o kadar yeni organizmaların üretimi pahalı olur ve o kadar da işlemin başarısı yüksek olur. Az masraflarla üretmek isteği insana aittir.
Çocuklarımız bizim tepkilerimizi paylaşmazlar. Reddettikleri bir gıdayı sevmeyebilirler ama biz, garip bir bozukluk olan tiksintiyi çocuklarımıza bazen bir mimikle gerekirse bazen şiddet kullanarak aşılamak zorundayızdır. Bu tiksinti ilk insanlardan beri gelen bulaşıcı bir hastalıktır ve sayısız paylanmış çocuklar nesli yaratmıştır.
Saint Augustin üreme işlevi ve organlarının terbiyesizliği üzerinde ciddiyetle duruyor ve şunları söylüyordu: "kaka ile sidiğin arasından geliyoruz.' Dışkılarımız, aybaşı kanı ve cesedin kurallarına benzer titizlikteki toplumsal kurallarla düzelenmiş bir yasağın nesneleri olmamışlardı. Ama genelde bağlantı noktalarının çok hassas olduğu cinselliğin, çürümenin ve pisliğin bir alanı oluşmuştur.