Yalnızlık ne güzel ve ne hazin şey!Kendimiz seçtiğimizde nasıl da güzel!Bize yıllarca dayatıldığında nasıl da hazin!Bazı güçlü insanlar tek başınayken yalnızlık çekmez ama ben zayıf olduğumdan arkadaşım yokken yapayalnızım.
Savaş gazisi Victor Bâton bazen bir toz zerreciği kadar ufalan umuduna tutunarak kendine arkadaş arayışına çıkıyor. Melankolik ve sevgiye ihtiyaç duyan bir insan Bâton.Onun yıllarında,yoksulluğunda yalnız kalmak bir insan için zor ve ağır.Bâton bulmasının imkansız olduğunu bildiği arkadaşı,sevgiyi her gün yeni bir umut ve hikayeyle aramaya çıkıyor.Eski püskü evinden yıpranmış kıyafetleriyle çıkarak başlıyor arayışına.Kendi yoksul mahallesi,karnını doyurmak amacıyla gittiği aşevleri,barlar ve ayrılıklara,kavuşmalara şahitlik eden garlar onun için her arayışın bir durağı.Günün sonunda her ne kadar yanıldığının farkına varsa da bu hayal kırıklıkları onun yıldırmıyor ve arkadaş bulma umudunu sürdürüyor.
Emmanuel Bove bu romanında bize yaşadığımız bu dünyayla,insanlarla ne kadar yabancı olduğumuzu,yalnızlığın derin anlamını,neler yaptırabileceğini derin ve etkileyici bir şekilde anlatıyor.Bove o dünyayı tüm karamsarlığıyla anlatıyor.Bir eşyayı tüm incelikleriyle ve güçlü kalemiyle betimlemesi veya bir insanı hatta bir sesi okuyucuyu adeta romanın içine Bâton un yanıbaşında bir yere koyuyor.Duyuyorum,hissediyorum,görüyorum tüm yaşanılanları diyorsunuz.Bazen romanın etkileyiciliğiyle ağır gelen bu hisler okuyucuyuyla kitap arasında büyülü bir bağ kuruyor.
Yalnızlık sadece tek başımıza kaldığımızda hissetiğimiz bir duygu desek yanlış olabilir çünkü çoğu zaman kalabalıklar içerisinde de yalnız hissederiz.Bu yalnızlıklar bazen bizim seçimimiz olsa da bazı zamanlar istemeden girerler hayatımıza.Bu anlara ortak olan hisleri tanımak isterseniz ve kendi