Nasıl efendi savaşta kendi biyolojik gerçekliğine ait içgüdülerini yenerek kendini doğadan ayırdıysa, köle de, aynı şekilde, çalışma yoluyla, kendi anlık istek ve içgüdülerini yenerek, kendisini savaş anında yenmiş olan doğayı yenecektir.
Kojeve'e göre, köle, savaşta da ölüm korkusunun ona verdiği saf olumsuzluğu, özgürlük ve doğadan başka olma duygusunu yaşamıştır. O, bundan, dünyada var olduğu, insan olarak varoluşunun sınırlı olduğu sonucunu çıkarmıştır. Daha da önemlisi, o, ölüm korkusunda, kimse kimsenin yerine ölemeyeceği için, kendi bireyselliğini duymuştur.
Çalışmanın insanlaştırıcı özelliği onun, çalışanın kendi isteklerini doyurmak amacıyla değil de, bir başkasının isteklerini karşılamak için yapılmasından doğmaktadır.
O halde, özetlersek, özbilincin doğuşu kaçınılmaz olarak özbilinçler arası ilişkiden geçecek ve bu ilişkinin ilk biçimi, yine kaçınılmaz olarak, "kendini kabul ettirme uğruna savaş" olacaktır. Hegel'in ünlü Köle-Efendi diyalektiği, işte bu savaşın ve sonuçlarının diyalektiğidir.
Kant'taki bilme ve tanıma ilişkisinin yerine Hegel'de isteme edimi geçmektedir. Bunun nedeni şöyle açıklanabilir: Kendi kendinin farkında olma, insana ait özbilincin zorunlu koşulu olmakla birlikte, onu, böyle bir yeteneğe sahip olduklarını pekâlâ düşünebileceğimiz diğer canlılardan ayıran özelliği oluşturmadığı gibi, insanın benliğinin ne tür bir benlik olduğuna dair herhangi bir bilgiyi de vermemektedir.
İstek, insanı kendine geri döndürür. Bu geri döndürme işleminin gerçekleşmesi için, isteğin konusunun nesne değil bir başka özne olması gereklidir.