Batuhan

Demiryolunun "ileti"si taşıdığı kömür ya da yolcular değil, yeni bir dünya görüşü, yerleşim alanlarının yeni statüsü vbdir. TV'nin "ileti"si aktardığı imgeler değil, dayattığı yeni ilişki ve algılama tarzları, ailenin ve topluluğun geleneksel yapılarının değişimdir. Dolayısıyla kitle iletişim araçlarının hakikati şudur: Kitle iletişim araçlarının işlevi dünyanın, yaşanan, benzersiz ve olaysal karakterini silip onun yerine, oldukları halleriyle birbirine türdeş, birbirlerini anlamlandıran ve birbirlerine gönderme yapan bir araçlar evrenini geçirmek için nötr hale getirmektir. Aslında, iletişim araçları karşılıklı olarak birbirinin içeriği haline gelir ve işte bu, tüketim toplumunun totaliter iletisidir.
Reklam
Özneyi kendisine geri döndüren edim bilme edimi değil, istektir. O halde özbilinç bu edimden kaynaklanacaktır. Yalnız istenilen nesneden bağımsız olarak ele alındığında istek, istenilen şeyin yokluğundan, onu isteyen öznede bulunmayışından, yani bir boşluktan ibarettir. Onun olumlu içeriği, bu nedenle, isteğin yöneldiği konu tarafından belirlenecektir. Eğer bu konu doğal bir varlıksa(yemek yeme isteğinin konusu gibi), o zaman bu istek de doğal olacak ve özbilince ulaşamayacaktır. İsteğin özbilinci doğurması için, onun doğal olmayan bir konuya yönelmesi gerekir. Oysa bu aşamada doğal gerçekliğe ait olmayan isteğin kendisidir. O halde özbilince ulaşması için isteğin bir başka isteğe yönelmesi, yani başkasının isteğini istemesi, başka bir deyişle ona kendisini "kabul ettirmeyi" istemesi gerekir. Bu amaçla karşılaşan iki insanın ilişkisi, yani insanlar arası ilk ilişki, insanın salt biyolojik bir varlık olmayı bırakıp insan olmaya doğru ilerleyebilmesi için, hayvan isteklerinin temel değeri olan "hayatın korunması" ilkesini aşmalı ve "kabul edilme için ölesiye savaş" biçiminde olmalıdır. Bu savaş sonunda insanın kabul edilmiş varlık olarak ortaya çıkması için iki kişinin savaşa girmesi yetmez; ayrıca, taraflardan birinin bu savaşta geri çekilmesi, korkması, hayatını kaybetmeyi göze alamaması gerekir. O halde savaşın sonunda onlardan yalnız biri kabul edilecek, diğeri onu kabul etmekle yetinecektir.
Mutsuz bilincin ifadesi olan Yahudi-Hrıstiyan dünya görüşü, kölenin, sahip olduğu özgürlük idesiyle kendi nesnel gerçekliği arasındaki çelişkiyi, yaşanılır ve kabul edilebilir kılmasına izin verecek bir ideolojidir. Bu ideolojinin öncekilere göre yeni olan yanı, onun içinde yaşadığı çelişkiyi yadsımaması, tam tersine onu bir dünya görüşünün hareket noktası haline dönüştürmesidir. Hıristiyanın varoluşu çelişiktir. Ama bu çelişki bu dünya ile öte dünya arasındaki çelişki biçiminde dile getirilecektir. Hıristiyan bu dünyada fakir, güçsüz ama öte dünyada Tanrı karşısında efendiyle aynı konumdadır.
Doğal varoluş, temel kategorisi mekan olan, kendi kendisiyle özdeşlik, neyse o olmaktır. İnsan olmak ise, veri olan varlığın bu özdeşliğini kırmak, dönüştürmek, ona zamanı katmak, bir tarih kazandırmaktır.
Stoacı özgürlük, eylem özgürlüğü değil de düşünce özgürlüğüdür, bu nedenle de dolayımlı olmayan, diğerleri tarafından kabul edilmiş olmayan, nesnelleşmemiş bir özgürlüktür. Stoacı, özgürlüğünün öznel bilinciyle yetinmeyi seçerek, sonunda, dünyadan, içinde efendinin hakim olduğu dünyadan bağımsız ve özgür olduğu yanılsamasına sarılmayı seçmiştir.
Reklam