"Ölüm dediğin nedir ki... ben senin için yaşamayı göze almışım.." -Bir insanın zaten ahiret gibi bir inancı yoksa dünyadaki sıkıntı keder ve zorluklar onu bunalıma soktuğunda onun için intihar etmek en kolay kurtuluş-çare ve çıkış yolu olarak görülür. -Bu kişi müslüman olsa sadece rabbinin emir ve yasakları, rızası için tüm bu meşakkatlere katlanır. Zira o bilir ki dünya başlı başına bir imtihan yurdu zaten. Önemli olan bu zorluklara karşı tavrımız ve sabrımızdır. Kısaca biz sadece rabbimizin rızası için,onun emir ve yasaklarını isyan edenlerden olmamak için YAŞAMAYI GÖZE ALMIŞIZ OYSA ÖLÜM NEDİR Kİ. İşte burda Polat da dünyadaki onca bitmeyen dert ve mesakkate senin için katlanıyorum yoksa ölüm benim için sadece rahatlama olur demeye çalışıyor. (Ki zaten Polat, karşısında sevdiği varken ben Ali'yim duyemeyerek zaten her gün yaşayan bir ölüydu zaten) Kısaca dünya sana hiçbir zaman baki ve kamil mutluluk veremez. Her daim bir meşakkat,bir dert,bir keder olur insanda. Önemli olan bunlara rağmen kendini kaybetmemek ve huzuru, derdi yarattığı gibi dermanını da yaratmaya kadir olan Allah'in huzurunda aramaktır.

A.keskin

@a_keski_n
·
Polat olursun da (ölüm nedir ki ben senin için yaşamayı göze almışım) sözünü anlamayacak elife katlanmak zor olur. (Şerhini alıntıya bırakacağım)
Aşk
"Şiddetin en tehlikeli hali normalleşmiş/ normalleştirilmiş olanıdır."
Duygu ve Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Martin Eden romanında, Martin, Ruth ile tanıştığında aralarındaki sınıf farkını "o an Ruth'u kendisinden bir milyon mil uzak hissetti" diye anlatacaktı Jack London. Martin, romanın ilerleyen sayfalarında çok okuyup, çok yazacak ve başarılı bir yazar olacaktı. Bu sefer Martin'in Ruth hakkındaki duyguları şu şekilde yansıtılacaktı yazar tarafından: "Onu gerçekten sevmediğini şimdi anlamıştı. Sevdiği şey Ruth değildi, idealize ettiği, kendi kafasında yarattığı uhrevi bir şeydi; kendi aşk şiirlerinin ışık saçan ruhuydu." Çünkü Martin'in, yine yazarın anlatımıyla, beklentisi şu şekilde anlatılacaktı: “Hayatı boyunca sevgiye hasret kalmıştı, doğası sevgiye açtı. Ama hiçbir zaman sevgiye ulaşamamış, giderek katılaşmıştı.” Sevgiyi arayan insanlar için hiçbir zaman "Özne" önemli değildir; önemli olan "yüklem"in yarattığı tılsımdır. Ve ne acıdır romanın sonunda Martin intihar etmistir. Üstelik sevgiyi de bulamamıştır. Tıpkı Jack London gibi... Biri okyanusun derin sularında; diğeri bir tüfeğin soğuk namlusunda ölümü kucaklamıştır.
İntihar etmek, filmin en gerilimli yerinde stres yapıp televizyonu kapatmak gibi..
Alıntı
Asıl soru buydu. Ondan beklediğim, onda aradığım şey neydi? Bende eksik olan neydi? İyi bir hayatım yok muydu? Hayatımın giderek daralan bir huniye dönüştüğünü kime anlatabilirim? Benim acılarımı, uykusuz gecelerimi, intihar düşüncelerimi kim anlayabilir? Nietzsche Ağladığında
Vefasız, hiç düşündün mü? Kaldım mı, yoksa öldüm mü? Her gece her yanım titrerken Benim gibi kaderine sövdün mü?
Müzik