Geleneksel cinsiyetler arası ilişkileri pek umursamayan Moskovalı bir kadının, bir erkeğin gözünden anlatılan hikâyesi. Feminist olarak tarif edilemese de, bağımsız ve özgürlükçü oluşuyla feministler için rol model olduğunu düşünüyorum. Anlatıcı, eserin akışı içinde Feniçka ile dostluğunu ilerletirken, kadınları her daim belli kalıplar içinde; ya erkek avcıları ya da salt zihinsel kapasiteleriyle öne çıkan cinsiyetsiz varlıklar olarak değerlendirmekten vazgeçmiş, insan olarak görmeyi öğrenmiştir.
Bir insan bir diğerinin iç dünyasında derinlemesine yer edinene kadar -evet, gelişmeye devam etmek istiyorlarsa gerçekten de aynı kökten büyümeye başlayacak kadar derinlik gerekiyor- ne çok sarsıntı, ne çok üzüntü yaşıyor, nasıl bir ruhsal çabalama ve dönüşüm geçiriyor.