İnsanlar onu ikna etmek için ağızlarını açtıklarında, yalanın sarı rengini dillerinde görmeye başlamıştı. İnsanların söylediği her şeyi onu tiksindirmişti.
Savaş sırasında evli bir çiftin kaçışının anlatıldığı eserde, yazar “özgürlük mü yoksa sorumluluk mu” sorularına cevap arıyor. Vicdanının sesini dinleyip savaşa katılmak istemeyen ama vatana karşı kendini mecbur hisseden bir adamın iç dünyasını gözler önüne seriyor. Savaş karşıtı Zweig, I.Dünya Savaşı boyunca bu görüşlerini yaymayı kendine misyon edinmiştir. Yapıtlarında savaşın yıkıma uğrattığı “eski dünya”nın değerlerinin kayboluşunu büyük ölçüde dert edinmiştir. Bu görüşünü Mecburiyet kitabında da Ferdinand aracılığıyla bize göstermiştir. Ruh tahlili ve betimleme konusunda usta olan bu yazarın, tüm kitaplarını okumalı...
Victor Hugo’nun Sefiller kitabından sonra okuduğum ikinci kitabı oldu bu. Sefiller gibi, Bir İdam Mahkumunun Son Günü kitabında da dönemin sosyal ve siyasal konularını çarpıcı bir biçimde dile getirmiş. Hisleri anlatmakta o kadar usta ki kendinizi başkahramanın yerine koymaktan alıkoyamıyorsunuz. Bir eleştiri kitabı olmaktan da öte bir başkaldırı kitabı bence. Okunması gereken efsane klasiklerden biri..