"sanki ben bir hiçim. bütün dünyada. bütün insanlık için varolan, oysa sonsuza dek onlardan ayrı olan hiç ve her şey. yoldaki çakıl taşı kadar suçlu ve suçsuz. öylesine ağır; gene de öylesine hafif."
"sevgili yüz, sevgili beden. bu alnındı senin. bunlar dudaklarındı. beni bıraktın, ama yokluğunu hala sevebilirim. çizgilerin kalıyor yokluğunda, burada, bu kımıldamayan biçimin içinde. kal. kal benimle..."
"bir bekleyiş bile değildi bu; bekleyecek hiçbir şey yoktu. yaşamıyorum artık. dünyanın dönek görüntüsünü yansıtan durgun, küçük bir su birikintisiyim yalnızca."
"gelecek damla damla kentin dışına akıyordu; geçmişse siliniyordu. geçmiş, hiçbir pişmanlığa değmeyecek cansız bir kabuktu; şimdiden toz gibi savruluyordu. geçmiş diye bir şey yoktu artık; sürgün yoktu artık. tüm yeryüzü dönüş umudu olmayan bir sürgünden başka bir şey değildi."
"bedeniyle yalnız başına uçuyordu, yeryüzüne bir ağırlık yapmıyordu artık; ağırlıksız bir acı. sönüp gitmek için bir soluk yetecekti ve bu kimse için bir değişiklik yapmayacaktı; ne aydınlık. ne de sıcaklık vermiyordu: fersiz bir alevdi."