küba devrimi sonrası amerika'da yaşama tutunmaya çalışan şizofreni hastası, yazar william figueras'ın bir bakımevinde yaşadıklarını konu alıyor kitap. "hayattan umudunu kesmiş insanların sığındığı, kıyıda köşede kalmış barınaklar" diye bahsediyor yazar bu bakımevlerinden. şiddet, hırsızlık, taciz, tecavüz, yoksulluk ve pisliğin tüm izleri açıkça aktarılıyor sayfalarda. hayvani bir yaşam görüyoruz kısacası bu bakımevinde. william figueras da zamanla bu yaşamın bir parçası oluyor, cebinde ingiliz şairlerinin kitabı, merhametsiz ve içindeki şiddeti akıtmaya meyilli bir hâle geliyor. daha sonra bir anda aşık oluyor ve tüm o pislik içinde bile umutla doluyor başkarakterimiz. beatles şarkıları söylüyor, yeni ve güzel bir hayatın hayallerini kuruyor. *aşk insana beatles şarkıları söyletebilir.* ancak daha sonra yaşanılan hayalkırıkları, gerçekliğin yüzümüze acımasızca vuruşu bizi de karakterimiz gibi mahvediyor. özellikle son sayfaları okurken çok üzüldüğümü belirtmeliyim. yazarın kırk iki yaşında intihar etmiş olduğu gerçeği de bu üzüntümü çokça besledi. nietzsche'nin zerdüşt'ünden, hemingway'den bahsediliyor ve birçok ingiliz şairlerden dizeler yer alıyor kitapta bolca. güçlü bir kalemden çıkan bir otobiyografi ve aynı zamanda edebi yönden de besleyici, dolu dolu bir kitaptı.