justine ilgi çekici bir biçimde bruegel'in rahatlık ve huzur diyarı tablosunu, william blake'in canlı canlı kaburgalarından darağacına asılmış bir köleyi tasvir eden çiziminin yanına yerleştirir. bu sahnede pozitifliğin görünmez şiddeti negatifliğin sömürücü, gasp edici şiddetiyle tam bir tezat teşkil eder.
insanı izlemenin, insan olmanın, bugün yaşadığım coğrafyanın ötesinde adem’den bu yana ayak basılan her coğrafyanın sancısını çektiğim vakitlerde, bana el uzatan yegâne kişiydi sema kaygusuz. çoğunluğun kendilerini belirli kimliklerden ibaret kıldığı, başka kimlikten olanları ötekileştirdiği, birikimiyle sığlaşan bu çağda tüm bunlardan sıyrılarak her seferinde yalın bir insanilikle çıktı karşımıza. her satırına kim bilir kaç milyar anlam atfederek. benden, bizden, milyardan bir parça olarak.
meragi’nin bestelediği şirazi güftelerinden bihaber kan koklayan vahşi hayvanlar gibi, kör olası cahilliğimizle ömürsüz güzelliği arıyoruz yüreğimizde. ne kültürsüzlükle ne de savaşla açıklanabilecek bir nasipsizlik bizimkisi. insanı anbean çürüten meraksızlık.
inanç konusunda bildiğim biricik deneyim, insana tükenmez bir yaşam duygusu veren gizem duygusunun ölçülemez derinliğidir. bu derinlik, başka dinlerden olanları bir kütle olarak görmek yerine, her bireyin kendiliğindenliğine merak duymakla açılır. bu derinliğe dalmak, bir bakıma bilinmezliği göğüslemektir de.