Bir kac ip vardı boynunda boğazın da ve ayak bileğinde...
Bir tanesi kahve rengi geri kalan üç parçanın ikisi siyah duzdü ve deriydi...
Bir tane kivrilmışöreğe benzeyen bir kivrimla derinin içine nüfus eder gibiydi...
O arada bana baktiğıni fark etmemiş olmaliyım ki...
" Ne bakıyorsun Vahşi"...
...
K.TATAROĞLU

Yeliz, Sessizliğin Müziği'yi inceledi.
5 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Patrick Rothfuss un Kral Katili Güncesi serisinin 3. kitabını heyecanla beklerken okuyuculara "Sessizliğin Müziği" sunuldu. Üstelik yazar kitabın önsözünde "Bu kitabı satın almak istemeyebilirsiniz" diyerek okurlarına kışkırtıcı bir giriş yapıyor ve dürüst olmaya çalışarak "bunun garip bir öykü olduğunu" söyleyerek uyarıda bulunuyor.

Tüm bu kışkırtmalar ve dürüstlüğe rağmen iyi bir okur olarak serinin eksik parçası kalmasın diye büyük bir heyecanla elinize aldığınız kitap için ben de dürüst olacağım. Okunsa da olur, okunmasa da hiç bir şey kaybedilmez. Ama ilginç bir okuma deneyimi olması bakımından da kıymetli.

Kral Katili Güncesini okuyanlar Auri yi tanıyorlar. Ama seriyi okumamışsanız, bu kitap size anlaşılır gelmeyecektir. Seriyi okuyup, bu kitaptan Auri nin Şeyaltın a inişi ve sebepleri hakkında bilgi edineceğini düşünenler için ise kötü bir haberim var. Kitap sadece Auri yi ve davranışlarını daha ayrıntılı işlemek dışında hiçbir ip ucu vermiyor. Bu okurken ve merakla sayfaları çevirirken "acaba tek noktadan bile bahsetmemiş mi?" sorusuna "evet bahsetmemiş" sonucuna ulaşmanıza ve biraz öfkelenmenize sebep olabilir.

Kitaptaki gelişmeler kadar, akış aralarına iliştirilen illistrasyonlar görülmeye değer.

Yazarın son sözünü okumayı es geçmeyin der, kitap bittikten sonra da "Auri olsa acaba şimdi bu kitabı nerede uygun bulurdu" diye düşünenlere "Auri'nin paraleline hoş geldiniz!" derim :)

Ellerinde uçurtma gibiyim sevgilim... Kendince beni gökyüzüne çıkarıp, o engin mavilikte uçurduğunu zanneder bir haldesin...
Beni sana bağlayan ince bir ip, aramızda yerle gök arası kadar mesafe var
Ve sana sesimi duyurmam imkansız bilesin..
Uçurtma olmak iyi birşey değil sevgilim..
Beni sana bağlayan ipe güvenemiyorum.
Yalnizlik rüzgârı çok sert esiyor buralarda ve ben kopup parçalanmaktan korkuyorum.
Uzaktan ne güzel görünüyorum değil mi sana
Ve sen ne güzelsin uçsuz bucaksız mavi yalnızlığımın ortasında...

ORHN ULDĞ, bir alıntı ekledi.
16 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Kedini sakla albay. Oğlanlar onu çalıp sirke satarlar."
"Yabani hayvan gösterisi değil ki bu," dedi.
"Fark etmez," diye yanıtladı Suriyeli.
"İp cambazları kemiklerini kırmamak için kedi yerler."

Albaya Mektup Yok, Gabriel Garcia MarquezAlbaya Mektup Yok, Gabriel Garcia Marquez
Sarius, Bir Adam Girdi Şehre Koşarak'ı inceledi.
Dün 15:10 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Final haftasında adeta ilaç gibi gelen bir Tarık Tufan eseri. Kekeme Çocuklar Korosundan sonra bir göz atmak için elime aldığım bu kitabı bir daha bırakamadım. Bir solukta bitti.

Yeni yeni tanıştığım yazarın her eseri bende ayrı bir yer edinecek sanırım.

Kitabın arka kapağında da söylediği gibi, hayat hızla akarken, yavaş gidenleri, yorulanları, rekabete güç yetiremeyenleri, yani bu düzeni kaldıramayanları anlatmış bizlere..
Yer yer Maria Puder, Sartre, Kafka, Raif Efendi gibi hayatlara değiniyor.
Yer yer Kudüs, Diyarbakır, Gazze veya İstanbul'da yorgun düşmüş hayatlara dokunuyor...

Kitaptan bazı alıntılarla devam edelim ,

**
"şehrin en uzak ucundan bir adam koşarak geldi ve; 'Ey kavmim!' dedi, :Bu elçilere uyun! Sizden hiçbir karşılık beklemeyen ve kendileri doğru yolda olan bu kimselere uyun! '" Yasin Suresi 20-21
...
Kavmi elçileri yalanladığında, uğursuzlukla itham ettiğinde, zarar vermeye hazırlandığında koşarak gelen adam benim kahramanım.
...
O adam bizim şehrimize de gelse.
Bütün kirlerimizden arındırsa bizi. Rahman'ı anlatsa. Bizden hiçbir karşılık beklemeyen mübarek Elçi'yi ve dostlarını. Haydar'ı Kerrar'ın cenklerini, Sıddık'ın geniş yüreğini, Hattab'ın oğlunun adaletini ve Zinnureyn'in utanma duygusunu...

Koşarak gelse. Biz tükenmeden, ruhumuzu tüketmeden önce gelse.

**

Bu mekanikleşen dünyaya bir adam girse koşarak...
Dünyada eksik kalan tüm bu duyguların canlı örneklerini sunmuş bizlere, kısa kısa denemeler halinde.

Çekilen acıları, bu döngüye ayak uyduramayanların ve yorgun düşen insanları kafamıza çaka çaka anlatmış.
Yeterince kendinizi vererek okursanız sizi ağlatabilecek, dünyanın gerçeklerinden bahsediyor... hem de her cümlesinden edebiyat akıtarak.

Her neyse bu kadar ip ucu yeter, kesinlikle alın okuyun derim hatta bununla birlikte Kekeme çocuklar korosunu da okuyun (hatta bana okumam için Tarık Tufan kitapları önerebilirsiniz de) ben henüz Tufan'ın iki kitabını okuma fırsatı bulabildim ama son olmayacağına eminim, beni kendine hayran etmeyi başardı yazarımız.

Sezen B., bir alıntı ekledi.
Dün 14:12 · Beğendi

Nasıl anlatsam...
Ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz.
Çırılçıplak, Vay kurban...
"Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda."
Yiğitlik, sen cehennem olsan da bile
Fedayı kabul etmektir,
Cennet yapabilmek için seni,
Yoksul ve namuslu halka.
Bu'dur ol hikâyet,
Ol kara sevda.
Seni sevmek,
Felsefedir, kusursuz, îmândır, korkunç sabırlı. İp'in, kurşun'un rağmına,
Yürür, pervasız ve güzel.
Sıradağları devirir,
Akan suları çevirir,
Alır yetimin hakkım,
Buyurur, kitabınca...

Hasretinden Prangalar Eskittim, Ahmed Arif (Sayfa 16 - Metis Yayınları)Hasretinden Prangalar Eskittim, Ahmed Arif (Sayfa 16 - Metis Yayınları)

Hepinizin amacı bu karanlık kuyuda farkedilmekti. Gözünüze çarpmasını beklediğiniz bir fener..
Kurtarılmayı umduğunuz sizi yukariya cekecek bir ip.

Çiğdem Kelekçi, bir alıntı ekledi.
 Dün 04:01 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Sizi selden çekip kurtaran ip,ileride boynunuza dolanmış bir ilmeğe dönüşebilir."

Ve Dağlar Yankılandı, Khaled Hosseini (Sayfa 301)Ve Dağlar Yankılandı, Khaled Hosseini (Sayfa 301)

Boynuna ip geçirmiş ruhum..
Cesedi boşlukta asılı kalmış, oysa ki uçtuğunu sanıyor zavallı

Ah (Attila Ilhan)
Yüzünün yarısı göz kadife yansımalı,
bulutlu, siyah; ah bulutları eflatun.
O boy aynasından çıktı fransızın malı,
vişne asidi vardı tadında rujunun,
ah sinema yıldızı filan olmalı;
ağızlığı kristal son derece uzun.

Bir kibrit çakıldı mı; ah yağmurluklu kız,
alevinden anlamlı dumanlar üfürüyor.
Ah çocuk yüzünde gül goncası ağız,
saçlarından incecik su tozu dökülüyor.
Sığınak gibi derin, ağaçlar gibi yalnız.
Karartma başlamış ışıklar örtülüyor.

Ellerinde ruh gibi ah portakal kokusu,
kırkmaları morsalkım, göz kapakları saydam,
çok vapurun battığı bir liman orospusu;
bir hırsla öptüm ki ah ölürüm unutamam:
Ay ışığında deniz akordeon solosu,
pırıl pırıl yaşadım üç dakika tastamam.

Görkemli çadırında italyan lunaparkın,
sanki zeytin düşürür yerlere gözlerini,
ah tahtına kurulmuş bol sakallı bir kadın;
sutyenler tutmuyor çılgın göğüslerini,
kaşları ip incesi, kumral kirpikleri kalın;
kim görse şaşırır sakalının süslerini.

Tavana asılmış sosyalist saçlarından,
ah sabah sabah omuzları kan içinde;
işkence sonrası genç bir kadın militan.
Yığınlar uğulduyor hummalı gençliğinde,
adı bile çıkmamış dudaklarından,
doğru yaşadığının sımsıkı bilincinde.