"Git buradan evlat. Oku, dünyayı tanı. Hiçbir şeyden korkma. Her türlü ön yarğıdan uzak dur. Hiçbir şeyi aşırı yüceltme gözünde. Hor da görme. Her şeyi araştır. Cesur ol. Artık ögrenecek birşey kalmadığına kanaat getirince buraya geri dön. Ben burada olmayabirim. Ama halkım burada olacak. Seni bağırılarına basacaklarını biliyorum. İşte bu mertebeye ulaştığında Araf'ın da zirvesine çıkmış olacaksın."
"İnsan dünyadaki en garip yaratık" diye mırıldandı. “Kartallar gibi uçmak istiyor ama kanatları yok. Aslan gibi kuvvetli olmak istiyor ama pençeleri yok. Ne kadar kusurlu yaratmışsın bizi, Allah’ım. Bir de yetmezmiş gibi bizlere kendi acizliğimizi idrak etme gücü vermişsin.”
"Hiçbir şeyi kesin olarak bilmiyoruz" diye düşündü. Üzerimizdeki yıldızlar sessiz. Sırtımızda yanılgılarımız savrulup gidiyoruz. Kesinlikle çok korkunç bir tanrı bize hükmediyor.
"Hiçbir şeyin lüzumsuz olmadığı bu dünyada güneş kaplanın, kuzunun, filin, sineğin, akrebin, kelebeğin, yılanın, güvercinin, tavşanın, aslanın, çiçeğin, meşe ağacının, dilencinin, ve kralın üzerinde eşit derecede parıldar. Hastalık iyiyi, kötüyü, güçlüyü, zayıfı, akıllıyı, aptalı aynı şekilde vurur. Ne zaman mutlu olacağımız ne zaman acılarla boğuşacağımız belli değildir. Ve yaşayan herkesi aynı son bekler. Ölüm."