Sonuç olarak ortaya son derece garip ve karmaşık bir varlık çıkıyor. İmgesel olarak kadın son derece önemlidir; gerçekte ise tamamen önemsiz. Şiiri baştan sonra kaplar; tarihte hiç görülmez. Kurgularda kralların ve fatihlerin hayatlarına hükmeder; gerçek hayatta ailesinin parmağına bir yüzük taktığı herhangi bir gencin kölesidir. Edebiyatta en ilham verici sözler, en derin duygular onun dudaklarından dökülür; gerçek hayatta okuyup yazması neredeyse yok ve kocasının malıdır.
Çünkü başyapıtlar tek ve kendi başına doğmazlar; yıllarca ortak düşünmenin ürünüdürler, bu şekilde kitlelerin deneyimleri yükselen her sesin arkasındadır aslında.
Örneğin erkeklerin edebiyatta, diğer erkeklerin, askerlerin, düşünürlerin, hayalperestlerin arkadaşı değil de sadece kadınların sevgilileri olara gösterildiklerini varsayalım; Shakespeare' in oyunlarında onlara ne kadar az yer verilebilirdi, edebiyat bunun acısını nasıl da çekerdi. Othella'ya pek bir zarar gelmezdi, Anthonius da öyle; ama Sezar, Brutus, Hamlet, Lear ya da Jacques olmasaydı edebiyat inanılmaz ölçüde yoksullaşırdı, tıpkı edebiyatın kadınların yüzüne kapanan kapılar yüzünden yoksullaşması gibi.