*SPOİLER VAR!!*
"Rüzgarla deniz kardeşlerindir diye düşlere kaptırdın kendini. Ama toprağı asla unutamadın, şimdi susuzluk çeken sensin."
Chicao, memleketi Sertao'yu kuraklık kapınca ve kendine yeni bir yaşam bulma umuduyla terk ediyor. Canlı, yerinde duramayan, her işe koşan ama uzun süre aynı işte çalışmak istemeyen ,okulu değil kırları ve sürüleri seven , kendine güvenen ama bence cesareti ve aptallığı karıştıran birisi. Kaderin cezası ya işte onu kaçtığı şeyle sınayacak. Kitabı okurken güneşin beni de kavurduğunu hissettim. Yazarın tuzla işçilerini anlattığı bölümlerde insanların kendi canlarına olan kayıtsızlığı beni de chicao gibi ilkin şaşırttı. Acı çeken insanlar, gözlerini ve ayaklarını kaybeden insanlar, patronları tarafından sömürülen insanlar... İşçinin emeği ile geçinen buna karşın ona hakkını vermeyen üstelik insanca çalışma koşullarını sağlamayan kodamanlar o kadar yabancı değil ki! Keşke dünyanın hiç bir yerinde insanlar bu şartlarda yaşamasa. Kitaba geri dönecek olursam. Yazar, hikayesinde geriye dönüş tekniğini kullanmış. Kitabın ortalarına doğru Chicao'nun geçmişini öğreniyor ve onun karakterini daha iyi anlamış oluyoruz. Bir okuyucu olarak olay örgüsünden kopmayarak, merakla ve hissederek okudum. Başta dediğim gibi güneşin benim de tenimi yaktığını, dudaklarımın kuruduğunu, her yerimin tos toprak içinde kaldığını, güneşin gözlerimi kamaştırdığını Chicao ile birlikte hissettim. Bence bu da yazarın başarılı olduğunu gösterir.
Okuyacak herkese keyifli okumalar dilerim.