“Hayatını bu kadar zorlaştıran deli bozuk hastanın peşinde daha da fazla zaman harcamak zorunda hissetme istedim" dedi.
"Sen sadece benim deli bozuk hastam değilsin Jude" dedi Andy. "Aynı zamanda deli bozuk arkadaşımsın da." Durakladı. "En azından öyle olduğunu umuyorum."
Telefona gülümsedi. "Elbette öyleyim" dedi. "Senin deli bozuk arkadaşın olmaktan şeref duyarım”
Yapılabilecek hiçbir şey olmadığının farkında ama Willem'in yokluğuyla adeta yas tutuyor. Willem olmadan böyle bir gün hiç yaşanmamış gibi olacak. "Biter bitmez beni ara" dedi Willem. "Yanında değilim diye içim içimi yiyor."
…
Kapı tekrar çalıyor. "Birini bekliyor muyduk?" diye soruyor Harold'a, o ise omuz silkiyor: "Sen bakabilir misin Jude?"
Kapıyı açıyor, karşısında Willem. Bir saniye bakakalıyor, sonra kendisine sakin ol demesine fırsat kalmadan Willem kedi gibi üzerine sıçrayıp onu öyle sıkı kucaklıyor ki, devrileceğini sanıyor bir an. "Şaşırdın mı?” diyor Willem kulağına; gülümsediğini sesinden anlıyor. Bu sabah ikinci kez dili tutuldu.
"Bir şey daha yapmanı istiyorum" dedi Andy. "Gece yarısı uyanıp kendini kesmek istediğinde, onun yerine beni ara. Saat kaç olursa olsun arayacaksın beni, anlaşıldı mı?" Başıyla evet dedi. "Ciddi söylüyorum Jude."
"Çok üzgünüm Andy" dedi.
"Biliyorum üzgün olduğunu" dedi Andy. “Ama üzülme. Hele bana karşı hiç üzülme."
"Harold'a karşı?" diye sordu.
"Hayır" diye düzeltti Andy. "Harold'a da üzülme. Üzüleceksen kendine üzül."