ipek ⋆. ˚

ipek ⋆. ˚
He is half of my soul, as the poets say. ⟡ ݁ .
herkes okumalı...
10/10
·283 syf.··
2025 20. kitabı
·
33 günde okudu
·
Okunma: 23 Ekim 2025 01:50
Kitaba ba-yıl-dım. Kurgusu ve dili o kadar akıcı ve güzel ki okurken asla sıkılamadım. Hem anlaşılabilir, günlük hem de düşündürücü bir yanı var ve bu ikisini aynı anda yapabilen kitapları zaten çok seviyorum. Bana hayatla ilgili yepyeni bakış açıları kazandırdı, bazı şeyleri yeniden fark etmeme yardımcı oldu. Özellikle bazı cümleler var ki okuduktan sonra bile uzun süre aklımda kaldı, insan olmanın ne kadar tuhaf ama aynı zamanda ne kadar güzel bir şey olduğunu hatırlattı. Kitaptaki baba-oğul ilişkisi beni gerçekten çok etkiledi… Aralarındaki iletişim, mesafe, kırılganlık ve yavaş yavaş birbirlerini yeniden bulmaları o kadar doğal anlatılmış ki, bazı sahnelerde resmen içim çekildi ve bazılarında da eridim. “Andrew’ın”insan olmayı öğrenirken oğluyla kurduğu bağ her sayfada biraz daha derinleşiyor ve bu, kitabın en duygusal taraflarından biri bence. Bu kırılgan genci tanıyıp anlamaya çalışıyor be sonra onu öyle güzel bir şekilde seviyor ki. Ve gelelim benim ballı çöreğim Gulliver’a… Onunla aramda gerçekten özel bir bağ oluştu. Kendi içinde o kadar çok şey yaşıyor ki yalnızlık, anlaşılmama hissi, kendini değersiz görme… Acı çekiyor ve görülmek, duyulmak istiyor. Kitap boyunca yaşadığı dönüşüm o kadar güzel verilmiş ki yavaş yavaş kendini buluyor, kendine inanmaya başlıyor. “Babasının” onu anlamaya çalışması ve ona gerçekten destek olması sayesinde Gulliver’in içindeki o düğümler çözülüyor ve adım adım gelişiyor. Artık Yaşamak istiyor. Hayata inanıyor. Yaşayabileceğine inanıyor Bazı bölümlerde sayfalardan çıkıp sarılasım geldi. O kadar gerçek, o kadar insan ki… Bir tanem ya.
Edebiyat
İnsanlarMatt Haig · Domingo Yayınları · 202314,7bin okunma
Reklam
9/10
·264 syf.··
2025 6. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 26 Ağustos 2025 13:00
(️Spoiler mevcut) Kitap boyunca öyle bir atmosfer vardı ki, iki sayfa sonra neyle karşılaşacağımı asla kestiremedim: sanki gidik, aklında anlamsız bir açlık olan ve nasıl dolduracağını bilememiş birinin zihninde dolaştırıyormuş gibi hissettim. Grenouille’un “kokuya” olan takıntısı, onu toplumdan tamamen kopmuş bir figür haline getirirken, Süskind bunu iğrençliği ve deliliği aynı anda merak uyandırıcı kılacak bir dille işliyor. Özellikle finalde katilin bir “meleğe” dönüşmesi ve ardından insanların o meleği parçalayarak yemesi, aslında toplumun hem kutsallaştırma hem de yok etme eğilimini çarpıcı bir şekilde gösteriyor. Aynı şekilde, Laure’nin babasının katili öpmesi ve sahiplenmek istemesi, tanrı kompleksiyle yoğrulmuş bir deliliğin yansımasıydı. Kitap bana, aklın ve ahlakın sınırlarını zorlayan bu hastalıklı ama eşsiz atmosferiyle, iğrençliğin bile edebi bir güzelliğe dönüşebileceğini hissettirdi.
Edebiyat
KokuPatrick Süskind · Can Yayınları · 201927,3bin okunma
Tam Bir “Kız” kitabıydı
9/10
·328 syf.··
2025 1. kitabı
Sayfalarını çevirdikçe, 19. yüzyılın o dingin ve naif atmosferi gözümde canlandı. Kızların resim yapması, dikiş dikmesi, piyano çalıp şarkılar söylemesi, tiyatro oyunları yazıp sahnelemeleri, balolara gitmeleri ve şiir dolu mektuplar yazmaları… Hepsi bir tablo gibi, geçmiş zamanın zerafetini bugüne taşıyan anlar gibiydi. Her bir karakter kendi içinde ayrı bir renkken, benim gönlümde yer eden kişi Laurie oldu. Tam anlamıyla bir beyefendi… Müzikle iç içe oluşu, edebiyat sevgisi, öğrenmeye duyduğu heves, onu zamanın ruhuna göre oldukça değerli bir figür kılıyor. Hele ki o dönemde birinin üniversiteye gitmesi sadece bir eğitim meselesi değil, aynı zamanda büyük bir statü ve sorumluluk göstergesi. Laurie’nin entelektüel dünyası, ince ruhu ve içtenliği beni fazlasıyla etkiledi. Ama Laurie’yi yalnızca kusursuz biri olarak görmüyorum. Aksine, arada bir haylazlık yapması, hata yapması ve bu hatalarının farkına varıp pişmanlık duyması, onu daha gerçek, daha insani kılıyor. Onun bu yönü, karakterini sadece sevilir değil, aynı zamanda anlaşılır kılıyor. Yani Laurie, hem zarif hem de canlı bir karakter. Hem yürekten hem de akıldan geçen biri. Küçük Kadınlar, yalnızca büyüme hikâyesi anlatmıyor; aynı zamanda aile olmanın, hayal kurmanın, incelikli yaşamanın ne demek olduğunu da hatırlatıyor. O eski İngiliz-Amerikan havasıyla, günümüzün telaşına kısa bir ara verdiriyor. İçten, sade ama güçlü bir anlatımla, insanın ruhuna işleyen bir kitap bu. Ve ben, bu dünyanın bir parçası olmaktan büyük bir keyif aldım.
Küçük KadınlarLouisa May Alcott · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202019,5bin okunma