Insan, kendisine yönelik ihlali fark edemiyor veya bir ihlal gördüğünde dahi
tavır almayı başaramıyorsa, stresin yarattığı hasarı tekrarlar şekilde yaşaması muhtemeldir.
Araştırmalar on yıllardan beridir, ebeveynlerinden duygusal açıdan kopuk bir çocukluk geçirmiş veya yetiştirilme döneminde başka bir örselenme yaşamış kadınların;. başta öfke olmak üzere duygularını bastırma eğilimi gösteren kadınların; yetişkinliklerinde kendilerini besleyen sosyal ilişkilerden yoksun olan kadınların; ve fedakar ve aşırı verici tipte kadınların meme kanserine yakalanmaya daha yatkın olduğunu öne sürmektedir.
Duygular bagışıklık sistemini dogrudan etkilemektedir. ABD Ulusal Kanser Enstitüsü'nde yürütülen çalışmalar daha önce ele almış oldugumuz önemli bir bagışıklık hücresi sınıfı olan
dogal katil (NK) hücrelerin, öfkelerini ifade edebilen ve daha geniş bir sosyal destege sahip olan meme kanseri hastalarında mücadeleci bir tavır takınılması bakımından daha aktif olarak
çalıştıgını göstermektedir. NK hücreleri habis hücrelere saldırıp bunları yok edebilmektedir. Bu özelligi taşıyan kadınlarda meme kanserinin daha az agresifbir tutum sergileyen veya besleyici yönü zayıf sosyal baglantılara sahip kadınlara kıyasla çok daha az yayıldıgı görülmüştür. Araştırmacılar duygusal faktörlerin ve sosyal ilişkilerin hayatta kalma bakımından bizzat hastalıgın seyrettigi dereceden çok daha önemli oldugu bulgusuna ulaşmıştır.
Kuvvetli inançlar her zaman güçlü bir benlik duygusuna işaret etmez: Çoğu zaman tam tersi geçerlidir. Yoğun inançlar; kişinin,
derinlerinde yaşanan boşluğu doldurmaya yönelik, benlik duygusu oluşturmak için bilinçsiz çabasından başka bir şey olmayabilir.
Hepimiz suçlanmaktan korksak da, herkes daha sorumlu olmak yani, sadece tepki vermek yerine yaşam koşullarımızın farkında olarak yanıt verme becerisine sahip olmak ister. Kendi hayatımızda belirleyici insan olmak isteriz: Söz sahibi olmak ve bizi etkileyen asıl kararlan alabilmek. Farkındalık
olmadan gerçek bir sorumluluk olamaz.