İpek Dadakçı

İpek Dadakçı

, bir kitap okudu
7/10
·219 syf.·
25 saatte okudu
·
2026 37. kitabı
Abbad Yahya
8/10 · 14 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
7/10
·276 syf.··
2026 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2026 11:16
Filipinli yazar Mabek Kawsek’in ilk romanı “Cici Köpek” benim de bu coğrafyadan okuduğum ilk edebi eser. Bu nedenle büyük bir heyecanla okumaya başladım yayımlanır yayımlanmaz. İki kadın karakter üzerine kurulu hikaye: Birincisi, bir tekstil fabrikasının sahibi, varlıklı, evli ve bir kız çocuğu olan Agnes. Diğeri ise ruhlarla iletişim kurmak gibi özel bir yeteneğe sahip ve bu yeteneğini özellikle kayıp ya da cinayete kurban gitmiş kadınların vakalarını aydınlatması için polis teşkilatına yardım etmekte kullanan bir kadın, Marlene. Ki kadınların maruz kaldığı şiddet Marlene’in iş hayatıyla da sınırlı değil; aile öyküsünde de birtakım karanlık sırlar var. Nitekim yazar, iki farklı sosyal sınıftan seçtiği kadın karakterlerle aslında sınıfından bağımsız kadın olmanın zorluklarının altını gayet güzel çizmiş. Agnes’in kızının kaçırılmasıyla başlıyor roman; bu yanıyla bir polisiye ve soluk soluğa okunuyor. Yazar arka planda, kadın meselesinin yanı sıra, ülkenin siyasi tarihinden olaylara da yer veriyor. Ayrıca, Marlene’in güçlerinin yanında, gerçeküstü unsurlarla yerel inançları, gelenekleri de aktarıyor yer yer. Sadece Filipin kültürü de değil aktarılan; yazar kendisi gibi Çin asıllı Filipinliler’e de ses vererek ülkedeki azınlıkların farklılıklarına, toplumun onlara bakışına ve aslında ötekileştirilmelerine de değiniyor. Tüm bunlar metinde çok ilgimi çeken noktalar oldu. Farklı kültürlerden, coğrafyalardan eserler okumak büyük keyif veriyor bana her zaman. Kurgu ve diyaloglar daha tatmin edici olsa “Cici Köpek” bayılacağım bir roman olurdu kesinlikle. Bu haliyle de okuduğuma memnunum ama. Benim gibi farklı kültürlere dair kurgulardan hoşlananlara öneririm.
Cici KöpekMabek Kawsek · Livera Yayınevi · 20266 okunma
9/10
·368 syf.··
2026 33. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2026 16:11
Okuru bir yandan 1930’lar Paris’inin sokaklarında dolaştırırken bir yandan da oldukça dokunaklı bir çocukluk hikayesi anlatan, otobiyografik bir roman “İsveç Kibritleri”. Fransız yazar Robert Sabatier, eşiyle New York’ta gezerken, sokakta yangın musluğundan fışkıran sularla oynayan çocukları görünce kendi doğup büyüdüğü sokakta başından geçen serüvenleri anımsamış ve kaldığı otele döner dönmez bu romanı yazmaya başlamış. Charles Dickens hayranlığı nedeniyle de baş karaktere Oliver adını vermiş. Yazarın bugününden dönüp çocukluğuna baktığı ve sokağını andığı kısa ama etkileyici ve metnin nostaljik tonuna dair ipucu veren bir girişle başlıyor roman. Ardından kahramanımız Oliver’ın annesini kaybetmesinden sonraki birkaç ayını okuyoruz. Sabatier’nin çok zarif, nahif ve sadelikte şiirselliği yakalayabilen bir dili var. On yaşında bir çocuğun his dünyasını, onun penceresinden dünyayı ve yaşadıklarını, gözlemlerini çok gerçekçi ve incelikli anlatıyor. Romanı kaleme alırken hakikaten o günlere dönüp gidebildiğini, yaşadıklarının kendisinde bıraktığı hislerin hâlâ çok canlı olduğunu görüyorsunuz bu nedenle. Oliver’ın annesinin kaybından sonra hissettiklerini, yas sürecini, yokluk ve boşlukla baş etmesini hissediyorsunuz okurken. Bir yanıyla çok hüzünlü ama öte yandan çocukluğun o saflığını, masumiyetini, sebepsiz mutluluklarını, insanlara inancını ve umutlarını da anımsatıyor size. Bu yanıyla da hem çok nahif hem her insanın içindeki çocuğa seslenen bir anlatı. Oliver’ın kişisel deneyimlerinin yanı sıra, dönemin atmosferini filmlerinden tiyatro oyunlarına, gazete manşetlerinden spor müsabakalarına kadar solutuyor size Sabatier. Paris’i adımlıyor, kafelerinde geziyor, dönemin kültür sanat hayatından hakim siyasi atmosferine, farklı sosyal sınıflarına şehri tanıyorsunuz adeta.
İsveç KibritleriRobert Sabatier · Eriken Yayınları · 202585 okunma
9/10
·120 syf.··
2026 34. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 10 Mart 2026 15:39
İranlı yazar ve belgesel yapımcısı Atiye Attarzade, belgesel çalışmaları sırasında gözleri görmeyen ve şifalı bitkilerden ilaçlar yaparak hayatını idame ettiren annesiyle yaşayan, genç bir kızla tanışmış ve ondan aldığı ilhamla yazmış “Şifalı Bitkilerle Ölme Rehberi”ni. Kitap, baştan sona, gözleri görmeyen, yirmi iki yaşındaki isimsiz anlatıcımızın içsel monoloğundan oluşuyor. Beş yaşındayken geçirdiği bir kaza sonucu görme sinirleri zedelenen anlatıcımız, zamanda zikzaklar çizerek bize annesini, özlediği ve artık hayatında olmayan babasını ve hepsinden daha büyüleyici şekilde de kendi evrenini anlatıyor. Anlatıcımızın annesi her gün, düzenli olarak kitap okuyor ona; bunların kimi Borges, Flaubert gibi yazarların edebi eserleri kimi ise tıp ya da botanikle ilgili kitaplar. Beş yaşından beri dış dünyayı sadece dokunarak, koklayarak ve işiterek algılayabilen anlatıcımız da bu kitaplar vasıtasıyla hem kendi zihninde, kendine özgü bir dış dünya yaratıyor hem de bu dış dünya imgesinden hareketle pek çok şeyi sorgulamaya başlıyor; hayat, zaman, evren, ölüm üzerine düşünürken muazzam bir içsel yolculuğa davet ediyor okuru da. Şiirsel anlatımıyla metin boyunca büyülüyor Attarzade ama bu lezzetli dilin yanı sıra çok etkileyici, çok acayip bir şey de yapıyor: Gözleri görmeden bir insan dünyayı nasıl algılar, kitapları dış dünyaya köprü olarak kullanan biri nasıl bir evren yaratır kendine, zihninden neler geçer bunu iliklerinize kadar hissettiriyor size öncelikle. ‘Normallik’ hatta yer yer bilgelikle deliliğin arasındaki ince çizgide ustalıkla geziniyor; zihnin sınırlarını, insanın hayal gücünün yapabileceklerini ruhunun kuytularıyla birleştiriyor ve sonuç olarak bir insan nasıl bambaşka bir evren, bambaşka bir dünya olur, etkileyici bir şekilde gösteriyor. 1980-90’lı yıllarda
Şifalı Bitkilerle Ölme RehberiAtiye Attarzade · Bilgi Yayınevi · 202633 okunma