İpek Dadakçı

8/10
·132 syf.··
2026 40. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2026 15:58
“Bay Hiç Kimsenin Kayboluşu”yla beraber Livera Yayınevi’nin Ortadoğu Kitaplığı’ndaki tüm romanları okumuş oldum. Şahane bir fikir gerçekten bu seri her şeyden önce. Özellikle benim gibi farklı kültürlere dair okumayı sevenler için de çok iyi bir seçki. Pek fazla sesini duymadığımız ya da dilimize çevrilen sınırlı sayıda metinlerde de genelde savaşla andığımız coğrafyaları başka bir pencereden gösteriyor okura bu dizideki kitaplar; gündelik hayatlara, varoluş sancılarına, aşk acılarına vb. tanıklık ediyoruz. Elbette siyasi ve toplumsal meselelerden nasipleniyor kurgular, çünkü aksi pek mümkün değil; fakat bambaşka meseleleri de irdeliyorlar. Seriden okuyup pişman olduğum kitap olmadı ama en çok “Bir Mısırlı İngilizce Bilmiyorsa”yı sevdim, ardından da “Bay Hiç Kimsenin Kayboluşu” gelir sanırım. Çağdaş Cezayir edebiyatının örneklerinden olan bu kısa roman iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde evsiz ve kimliksiz, adeta bir hayalet gibi yaşayan isimsiz anlatıcımızın içsel monoloğunu dinliyoruz. Anlatıcımız, oğlu kendisini terk edip giden ve başka kimsesi olmayan yaşlı, yatalak bir hastaya bakıyor, onun dairesinde yaşıyor. Kâh geçmişini, ailesini, eski işini dinliyoruz ondan kâh varoluşsal sancılarını. Bazen de vicdanıyla girdiği savaşı anlatıyor baktığı yaşlı adamı bırakıp gitmekle kalmak arasında bocalarken. Aslında anlatıcı kitaplara düşkün ve farklı biri; adeta toplumdaki çürüme, ikiyüzlü normlar ‘hiç kimse’ yapmış onu. İkinci bölümde de bunlara odaklanıyor yazar. Anlatıcının ardına düşen bir polis ve onun bir şekilde yolunun kesiştiği insanların hikayesiyle beraber toplumun bir portresini çiziyor bu kez. Farklı kesimlerden insanlarla beraber, iç savaş sonrası havayı soluyor ve din adamından adalet sistemine her şeyiyle bozuk düzeni görüyoruz. İlk bölümde bozuk sistemin
Bay Hiç Kimsenin KayboluşuAhmed Taibaoui · Livera Yayınevi · 202554 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
9/10
·232 syf.··
2026 41. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 20 Mart 2026 15:58
Katalan bir ailenin dört kuşağının hikayesiyle beraber yirminci yüzyılın ilk üç çeyreğinde İspanya’nın toplumsal ve siyasi bir portresini muazzam bir şekilde çizerken, bunu aynı zamanda feminist bir perspektiften sunan, bayılarak okuduğum bir roman “Kiraz Mevsimi”. 1974 yılında başlıyor metin; reşit olmadan (o zamanın İspanya’sında yirmi beş yaşa tekabül ediyor bu) evini, Barcelona’yı terk eden Natalia’nın on iki sene sonra eve dönüşünü okuyoruz önce. Bu giriş, romanın Natalia odaklı ilerleyeceğini düşündürtse de öyle olmuyor; yazar zamandan farklı kesitlerle ailenin dört kuşağını anlatıyor kronolojik sıra kaygısı gütmeden. Franco rejiminin son yıllarından bakıyoruz önce İspanya’ya, sonra iç savaş öncesi, sırası ve sonrasını da görüyoruz farklı kuşaklar üzerinden. Nesiller değiştikçe değişenleri ve değişmeyenleri gözlemlerken, Katalan burjuvazisinin iç dünyasına ve Katalan-İspanyol farklılıklarına da tanıklık ediyoruz. Romanı şahane yapan iki etken var bana göre: Birincisi, yazar bireysel hikayeleri kurmakta da toplumsal hikayeyi bu bireysel hikayelere eklemlemekte de çok başarılı. Karakterlerin iç dünyaları, aile içi bağlar, evlilikteki dinamikler, kuşaktan kuşağa aktarılan duygusal bagajlar etkileyici. Bunların yanı sıra da değişen toplumsal eğilimler, hakim siyasi ideolojiler, hatta gelenekler ve ahlak kuralları ustalıkla yedirilmiş kurguya. İkincisi, dediğim gibi feminist bir perspektiften de bakıyor yazar; dönemine göre de son derece cüretkâr olduğunu söylemek mümkün. Kadınların gündelik hayatı, evlilikteki güç dengeleri, aile içindeki konumları, arzu ve istekleri, bunlarla beraber toplumsal normlar ve hatta doğum kontrolüyle beraber değişenler gibi meseleleri yine aynı ustalıkla dahil etmiş hikayeye. Bir süredir bir kitap bittiği için böyle üzülmemiştim
Kiraz MevsimiMontserrat Roig · Medusa Yayınları · 202685 okunma

İpek Dadakçı

, bir kitap okudu
9/10
·232 syf.··
32 saatte okudu
·
Okunma: 20 Mart 2026 15:58
·
2026 41. kitabı
Montserrat Roig
7.5/10 · 85 okunma