“Saraybosna Radyosu”, 1981’de Saraybosna’da doğan Tijan Sila’nın otobiyografik romanı. Bosna Savaşı başladığında henüz on yaşında bir çocuk Sila. Kitapta da bir çocuğun gözünden ansızın başlayan savaşı ve savaşla beraber değişenleri anlatıyor. Şehrin merkezinde, küçük bir apartman dairesinde kendi hallerinde yaşayan bir aileyken havan topu saldırıları başlıyor ve tabii ki hiçbir şey artık eskisi gibi olmuyor.
Srebrenitsa Katliamı üzerine çok fazla kurgu dışı metin okudum, Bosna’yı, soykırım müzelerini gezdim, ki unutamadığım görüntülerin büyük kısmı buraya ait. Şehrin her yerinde, düşen havan toplarından ölen insanların kanını temsil eden Saraybosna gülleriyle, soykırımın izleriyle, Sebald’i anımsatan şekilde gezerken ürperdiğiniz, kanınızın çekildiği yerlerden biri Saraybosna. Kişisel tanıklıkları okumak da ayrıca önemli ve kıymetli bence ve “Saraybosna Radyosu” da bunların iyi bir örneği.
Kitabın sonunda Tijan Sila yaşadıklarını uzun uzun ne kadarını, nasıl anlatacağına dair düşündüğünden bahsediyor, ki bence bunları çok iyi ayarlamış sonunda. Savaşın gündelik hayata nasıl sızdığını görüyorsunuz. Havan topu saldırılarını televizyondan izlemek ya da ölü sayısını okumak başka, bir çocuğun gözünden banyoda yaşamayı, oyun oynayamamayı, okula gidememeyi okumak bambaşka. Bir de savaşın verdiği tahribatın sadece ölü ve yaralı sayısı olmadığını görüyorsunuz bir kez daha: çocukluğunu, masumiyeti kaybetmiş, okula gideceği yerde tutkal koklayan bir nesil, yaşayanlarda ömür boyu kalan travmalar ve bunların nasıl yaşandığını çok güzel anlatan tanıklıklardan biri Sila’nınki.
Çok samimi, çok gerçek anlatılanlar ve beni çok etkiledi. Günlük rutinlerde bazen 90’larda çocuk olmanın benzer yönlerini yakalayıp sonra kimilerinin o çocukluğu bambaşka yaşadığını görmek çok etkileyici.