merve

Puan vermedi·308 syf.·
2025 9. kitabı
Kendime yeni bir edebi yön ararken yolumun Macar edebiyatına ve bu kitaba çıkması, bana uzun zamandır hissetmediğim bir okuma doyumu yaşattı. Üstelik çevirinin çevirisi olan bir metinden böylesine yoğun bir lezzet alabilmek, hem yapıtın doğal edebi gücünü hem de çevirmenin ustalığını açıkça ortaya koyuyor. Eser, kültürün çoğu zaman öğrenilenden ziyade ait olunan bir şey olduğunu ve bu aidiyetin nesiller boyunca aktarılan sessiz kodlarla kurulduğunu çarpıcı bir biçimde gösteriyor. Üç anlatıcının gerçeği kendi sınıf konumları ve kendi filtreleri üzerinden aktarması, sınıf farkının insanın kırılganlığını nasıl görünmez biçimde şekillendirdiğini fark etmemi sağladı. Okurken sık sık şu soruyu düşündüm: Hayattaki önceliklerimizin kökeninde ne var? Bitmesin diye kendimi yavaşlattığım bu okuma, neredeyse her sayfasında altını çizmeden geçemediğim satırlar bıraktı bana.
İşin Aslı, Judit ve SonrasıSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20194,470 okunma
Reklam
Nasıl ki zenginler bütün her şeylerini çeşitli “depolarda” muhafaza ediyorlarsa, o da bir şeyi muhafaza ediyordu: Kültürü, kültür saydığı şeyi. Biz basit insanların bilmediğimiz bir şeyi. Ve efendilerin bize hiçbir zaman vermedikleri bir şeyi; bunu şimdi, her şey değiştikten sonra bile vermiyorlar, artık yoksulları bir zamanlar kendi ayrıcalıkları olan o süse püse zorladıkları halde.
İnsan bir süre yalnızlığı ceza gibi algılıyor; yetişkinler yan odada sohbet edip eğlenirken karanlık odada tek başına bırakılan bir çocuk gibi. Fakat günün birinde sen de yetişkin oluyorsun ve yalnızlığın, hakiki, bilinçli tek başınalığın bir ceza, yaralı, hastalıklı bir kendini çekme, bir münzevilik değil, tek onurlu durum olduğunu fark ediyorsun.
Sayfa 128
Puan vermedi·64 syf.·
2025 6. kitabı
Maria Montessori’nin biyografisini okumak, onun kişiliği konusunda beni beklemediğim şekilde şaşırttı. Daha metodolojik, bilimsel bir zihinle karşılaşmayı umuyordum ama okudukça, inançlarının peşinden giden, uç bir karakter olduğunu hissettim. Bana göre çalışmalarında bilimsel temelden çok, kendi inançları ve yaşadığı dönemin koşulları etkiliydi. “Çocuklar sessizliği sever, tatlı istemez, doğaları gereği düzenlidir” gibi sözleri bana gözleme değil, politik bir düzene hizmet eden hayallere dayanıyor gibi geldi. O dönemde İtalya’da disiplinli, itaatkâr, üretken vatandaşlar yetiştirme düşüncesi hâkimdi. Montessori’nin “sessiz ve düzenli çocuk” anlayışı da bu idealle örtüşüyordu. Kadın olduğu için değil, uç bir karakter olduğu için dikkat çektiğini düşünüyorum. Montessori ile Aidin Salih arasında benzer bir kişilik örüntüsü seziyorum: farklı alanlarda olsalar da ikisi de bilimi kullanıyor ama bilimin gerektirdiği şüpheye yer bırakmadan, kendi doğrularını mutlaklaştırıyorlar. Montessori’nin çocuklarla bu kadar ilgiliyken kendi çocuğunu bırakmış olması beni en çok şaşırtan şey oldu. Bu yönü, söyledikleriyle yaşamı arasında bir mesafe olduğunu hissettirdi bana.
Maria MontessoriMichael Pollard · İlkkaynak Kültür ve Sanat Ürünleri · 199032 okunma