Artık birbirimizle konuşmuyorduk ve o yalnızlıkta ikimizi de yutan bir boşluk büyüyordu. Gerginlik vardı, birbirini anlamamak vardı ve bundan daha fazla bir şey, düşmanlık gibi. Suskunluğun onu utandırmasını ve içinde vicdanını sızlatan bir kanal açmasını istiyordum, suskunluğun her şeye karşı kayıtsızlığını değiştirmesini istiyordum ama o sadece duruyordu, edilgin, bir şey yapmadan, bir şey demeden; kendi kendinin yanında, kendi hayatının yanı başında bekliyordu sanki; başına, ikimizin de başına gelmekte olan şey ona dokunmuyor gibiydi.
Eğreti bir aileydi bizimki, evet, aile değil yamalı bohça, hiçbir şeyin konuşulmadığı ama herkesin gözü önünde sessiz dramların yaşandığı bir aile, araya kimse girmeden.