Hayatın kendisi, diye düşünüyor Ivan, hayatın her anı yapılan her satranç maçı kadar kıymetli ve güzel olabilir, tabii nasıl yaşayacağınızı bilirseniz.
İsa’yı sevmek kolaydı, Tanrı’yı sevmek çok daha zordu. Ayrıca İsa’nın kendi gerçekliği, tarihte belli bir yeri vardı oysa Tanrı karanlık bir odadaki solgun bir ışık kaynağı gibiydi, yalnızca doğrudan bakmadığınız zaman görebiliyordunuz onu. Margaret’ın zihninin köşesindeydi, varlığını hissedebiliyordu ama bu his yakalamaya çalıştığı anda yok olup hiçliğe karışıyordu. Tanrı varsa ondan ne istiyordu?