Bu hayal kırıklığı istilasına herhangi bir kurnazlıkla set çekmem kolay olur. Fikirler eğer buradaysa, zaafımızın emrindeyse, bizii içsel mezarımıza doğru, yorgun tenimizin örtündüğü kefenlere doğru iten yüke meydan okuyabilmemiz içindir.
Zehirden ya da kurttan yoksun en ufak meyveyi bile bu dünyada ısırmak ya da tatmak için doğmamış olan ben. Nesnelerin genel döküntüsü ve doğal biçimlerini yitirmeleri içinde her şeyi sakatlayan duyuları tanıyamam ben; tıpkı zehirlenmiş bir benliğin budadığı dünya manzaralarını da tanıyamadığım gibi.
Izdırap ve eziyetle dolup taşıyor her gün, her saat, her an. Bununla birlikte, incelikli bir bakış geri çekilerek üstünkörü inceliyor acıları ve tuhaf bir rıza içinde katledilen cehennemi geri kazanıyor. En acımasız kaderi tanıdığını sanıyor her birimiz, sonra da bunu reddedip geriye dönerek onu süslüyoruz, ta ki bahtını yok etmiş olan bu yazgının üzerine gerçekdışı bir şans örtüsü serene dek. Hayatın ancak belleğin zayıflıklarıyla mümkün olabildiğini ileri süren bu hoşgörüdür adeta.
Acı bir idealin sarsıntıları beni hayat uykusundan çekip çıkardığından beri, beni istila eden hiçliği, namevcudiyetimin o bulanık davulunu haykırıyorum dünyanın dört bucağında.
Kendi kendimizi yok etme çabamızı bastıran güçlere beklenmedik bir cevap gibi fışkıran ürpertiler. Doğanın şaklabanlıklarını aşarak her salgının anlam ve ağırlığını eksilten deprem türü. Nihai biçimine erişmeyen bir günahın öfkesini boşalttığı, intiharın bile yakındığı derinlikler.